TÜRKİYE'NİN ÇÖZÜLEMEYEN KÜTÜPHANE SORUNU

TÜRKİYE'NİN ÇÖZÜLEMEYEN KÜTÜPHANE SORUNU

TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜLEMEYEN KÜTÜPHANE SORUNU

Yaşamasam, görmesem, kütüphanede oturup tez yazmanın çok keyifli ve eğlenceli olabileceği aklıma bile gelmezdi. Bavyera Devlet Kütüphanesinde lisansüstü tezlerimi yazarken bu duyguyu yaşadım. İhtiyaç duyduğum kitapların önemli bir kısmını içeren o zamanki rakamlarla 8 milyondan fazla eser barındıran bir kütüphane. Eğer ihtiyacınız olan kitap yoksa “uzaktan sipariş” yöntemiyle kitabı Almanya’da hangi kütüphanede varsa, oradan birkaç hafta içinde getirebiliyorlardı. Şimdi dijital imkânlarla bu sistem daha da gelişti.

Bir araştırmacının yazarken en çok rahatsız olduğu ve motivasyonunu kıran şey, aradığı eserin elinin altında olmaması veya onu bulamamasıdır. Böyle büyük bir kütüphanede böyle bir rahatsızlığı neredeyse hiç yaşamıyorsunuz. O gün çalışmakta olduğunuz konuyla ilgili onlarca eseri masanızın üstüne koyup, ihtiyaç duyduğunuz okumaları yapıp, notlarınızı alıp, yazmanız gerekeni yazıp, sonra da tekrar kart numaranıza ayrılmış rafa geri bırakıyorsunuz. Yarın kaldığınız yerden devam edeceksiniz.

Üstelik şehrin tam merkezinde, üniversitenin hemen yanıbaşında bir milli kütüphane. Aynı güzel duyguyu Paris’te, Londra’da, St. Petersburg’da, Moskova’da, birçok Avrupa başkentinde yaşamak mümkün. Tabii bunları yazarak konuyu Türkiye’ye getireceğim.

Fakülte yeni inşa edilmiş. Dekan ve fakülte sekreteri oda oda geziyorlar. Her hocaya iki dolap. Biri elbise dolabı, diğeri kitaplık. Herkese eşit dağıtılacak diyorlar. Bazı hocaların o tek dolabı bile tam dolmamış. Elbise dolaplarına bakmadım tabi.

Bazı hocalar da artık kitaplardan kurtulmak istiyor. Eve kitap sokmak büyük sıkıntı. Akademisyen olan olmayan herkes evde kitaba karşı. Toz alerjimiz artıyor. Kaldı ki eve kitap doldurmayla bir araştırmacının kaynak ihtiyacını karşılaması imkânsız. Evde alanıyla ilgili olabildiğince eser olsa bile, kaynak ihtiyacını karşılayacağı ana mekân büyük kütüphanelerdir.

Peki, kütüphane yoksa ne yapacak? Nasıl yazacak?

Türkiye’de yazılan doktora tezlerine bakıyorum, çoğunda alanıyla ilgili temel eserlerin bir kısmı kullanılmamış. Çünkü kitabın yayını tükenmiş, kütüphanede de bulamamış. Daha doğrusu her şeyi bulacağı bir kütüphane yok. Biraz da işine geliyor tabii. Bulduğuyla yetiniyor.

Sene 2009. IRCICA Kütüphanesi açılışını başbakanımız yapıyor. Güzel bir kütüphane. Ama kaynak sayısı sınırlı. İstanbul’un ihtiyacını karşılayacak nitelikte değil. Davetliler arasında ben de varım.

Sanki başbakanımız içimden geçeni okumuş. Tam duymak istediklerimi söylüyor. “İstanbul’a dünyanın en büyük kütüphanesini kuracağız. Rami Kışlasında büyük bir kütüphane inşa edeceğiz” diyor. Nasıl bir mutluluk anlatamam. Nihayet ülkemde herkesin girebileceği ve aradığı her şeyi bulabileceği bir kütüphane kurulacak…

Peki, ne zaman? Birkaç yıl heyecanım sürdü. Bu süre içinde ISAM Kütüphanesini kullandım. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından kurulmuş çok güzel bir kütüphane. Dünya standartlarında. Ama Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitede değil.

Nihayet, başka birçok konuda olduğu gibi, kütüphane konusunda da ümidimi kaybettim.

Derken geçen yıl memleket ziyaretinden dönerken çocuklara başkentimizi gezdirmeye karar verdim. Gitmişken yeni kütüphaneyi de görmek istiyordum. Aman Allahım! Tam hayalini kurduğum muazzam bir bina. Heyecanla memurları soru yağmuruna tuttum. Ne kadar kaynak topladıklarını sordum. Başlangıç için iyi, bağışlarla büyüyor. Kendi yayınlarımı da biran önce gönderme sözü vererek kat kat binayı çocuklarla dolaştım. Ankara için hayalim gerçek olmuştu. Şimdi onu kaynak bakımından aranan her şeyi bulacak hale getirmek gerekiyor. Olağanüstü güzel bir kütüphane oldu Millet Kütüphanesi.

Sırada İstanbul var. İstanbul’a daha büyük bir kütüphane gerekiyor. Emekli olmadan onu da görmek istiyorum. Öğrencilerim ve çocuklarımın bilimsel çalışmalarında kaynak yokluğu yaşamayacağından emin olmak istiyorum.

Bir de her şehirde bulunan üniversite kütüphaneleri meselesi var. Ama o konuya bu yazıda değinmeyeyim. Millet Kütüphanesi ile biraz moral bulduk, onu bozmayalım.

Ama şu kadarını söyleyeyim: kütüphane öyle kenarda köşede değil, bir eğitim kurumunun en merkezinde ve yeterince zengin kaynaklara sahip olmazsa o kurumdan bilimsel bir performans beklemeyin.

Hocalara istatistikleri şişirmek için sistemlere veri girdirerek bilimsel gelişme olmaz.

Sosyal bilimlerde kütüphane, mühendislik ve temel bilimlerde uygulama laboratuvarları olmadan bilimsel üretim nasıl olsun?