“TÜRK DİASPORASI” VE YURT DIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR

“TÜRK DİASPORASI” VE YURT DIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR

 

 

Türkiye’nin son dönemde geliştirmeye ve yeni kurumlarla (İletişim Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüleri gibi) güçlendirmeye çalıştığı kamu diplomasisi politikası bağlamında “diaspora” kavramı sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Önceleri diaspora denince akla hemen ABD’deki “Ermeni Diasporası”, “Yunan Diasporası” gelirdi. Zaten bu kavramların geçtiği haberde Türkiye’nin aleyhine bir gelişmeden bahsediliyordu. Bunların sonucunda diaspora kavramı Türkiye karşıtlığıyla ilgili bir faaliyeti çağrıştıran olumsuz bir kavram olarak hafızalara kazınmıştı. Öyle ki bugün Almanya’da veya Avusturya’da yaşayan Türklere gidip “siz diasporasınız” deseniz bunu hakaret gibi algılayabilirler. Türkiye’de oluşmuş bu “diaspora” algısı kavramın kendisinin olumsuz oluşuyla ilgili değildir elbette.

 

Günümüzde (birkaç yıldır) “diaspora” kavramı Türkiye’de resmen kullanılmaya başlandı. Halk arasındaki bu olumsuz algı göz ardı ediliyor ve zamanla da bu algının değişeceği hesaplanıyor diye tahmin ediyorum.

 

Peki, diaspora kavramı nedir ve kimleri kapsar? Örneğin Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan Türkleri, Musul-Kerkük Türkleri, Gagauzlar, Özbekler, Tatarlar vs. de “Türk diasporası” mıdır?

 

Diaspora kavramının yaygın kullanımına göre belli bir anavatandan başka coğrafyalara dağılmış olmak gerekiyor. Böyle olunca da Özbekler, Tatarlar, Gagauzlar, Azerbaycan Türkleri, Bulgaristan Türkleri, Kıbrıs Türkleri kendi anavatanlarında yaşıyorlar. Türkiye’den o bölgelere dağılmış değiller. Bu nedenle bu topluluklar diaspora kavramının içine girmiyorlar.

 

Diaspora tanımlanırken hatta diaspora topluluklarında bir “anavatana dönüş” algısının da olması bekleniyor. Bu tanıma örneğin Batı Trakya Türkleri, Makedonya Türkleri de uymaz çünkü onların vatanı Batı Trakya’dır, Ustrumça’dır vs. Ortak bir vatandan kopup dünyaya dağılmış (diaspora) bir millet algısı yoktur Türklerde. Örneğin bu Yahudilerde çok güçlü bir şekilde mevcuttur.

 

Diaspora kavramına uyan tek bir grup kalıyor, 1960’lardan itibaren Batı Avrupa ülkelerine, ABD vs. ülkelere göç etmiş olan Türk işçileri ve onların çocukları, torunları. Kısacası ABD’deki, Almanya’daki, Avusturya’daki, Fransa’daki, Hollanda’daki Türkler.

 

“Diaspora diplomasisi” denince de yalnızca bu topluluktan bahsedilebilir bu kavramın klasik anlamına göre. Dünyada yaşayan diğer Türk toplulukları için kullanılmaz. Eğer diğerlerini de kapsayacak şekilde kullanırsanız bu sefer de “diaspora” kavramına yeni bir anlam katmış olursunuz ve - daha da kötüsü – bütün bu toplulukların “anavatanı” olarak Türkiye’yi tarif etmiş olursunuz. Bu sefer o toplulukların yaşadıkları vatanlarındaki meşruiyetlerinin altını oymuş olursunuz. Örneğin Moldova’da Moldovan çoğunluk Gagauzlara “Sizin anavatanınız Türkiye, oraya gidin!” derler. Oysa Gagauzların Türkiye üzerinden Balkanlara gittiğine dair hiç bir tarihsel kayıt mevcut değildir. Karadeniz’in kuzeyinden gelerek o bölgeye yerleştikleri ve bu süreçte Hıristiyanlığı benimsedikleri kabul edilmektedir genel olarak.

 

Bu durumda “diaspora” kavramını yalnızca Batı Avrupa’ya işçi olarak gitmiş olan Türkler için kullanmak gerekiyor. Ama onlar da bu kavramı olumsuz, soğuk ve itici buluyorlarsa (ki öyle görüyorlar) bu durumda ne yapmalı?

 

Ya bu kavramı kullana kullana o topluluğu ve Türk kamuoyunu buna alıştıracaksınız, ya da kullanmayacaksınız. Yerli kavramlar kullanacaksınız. Ben şahsen bu konuda bir tavsiyede bulunmak istemem. Makam sahiplerinin tercihi. Ama bu kavramı kullanırken örneğin Bulgaristan Türkleri için de kullanmamalısınız. Yoksa oradaki meşruiyetlerinin altını oyarsınız. Onların vatanı Kırcaali’dir, Deliorman’dır. Bu yüzden de onlara “Kırcaali Türkleri”, “Deliorman Türkleri” demek yeterli.

 

Şahsen“Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar” kavramını ve özellikle de bu isimle bir başkanlık kurulmuş olmasını çok isabetli bulduğumu ifade etmeliyim.

 

Türkiye tarihinde Türkiye dışından gelen Müslümanların resmen ilk kez farklı kaydedilmeye başlandığı tarih 1934 İskân Kanunu’dur. Bu kanunda yapılan tanımlamada etnik Türkler ile “Türk kültürüne bağlı” toplulukların Türkiye’ye göç edebileceğinden bahsediliyor. Bunun da günümüzdeki karşılığı “Türkler ve Akraba Topluluklardır. Bu Türk tarihinin doğal sürecinde ortaya çıkmış bir tanımlamadır.