“SOYDAŞ” MI, “YURTDIŞI TÜRKLER” Mİ?

“SOYDAŞ” MI, “YURTDIŞI TÜRKLER” Mİ?

“SOYDAŞ” MI, “YURTDIŞI TÜRKLER” Mİ?

       Belli bir yaşın üzerinde olan herkes 1989 yılında komünist Bulgaristan ile Türkiye’nin yaşadığı krizi ve Bulgaristan’dan Türklerin zorunlu göçünü hatırlar. Dönemin siyasetçileri ve basın yayın organları sürekli olarak Jivkov rejiminin Bulgaristan’daki “soydaşlarımız”a yaptığı zulmü konuşuyor, yazıyordu.

“soydaş”, aynı soydan gelen anlamına gelmektedir. Yani, onların da Türk olduğu ifade ediliyor bu kavramla.

Fakat yurtdışında yaşayan Türkler ve o dönemde Türkiye’ye göç etmiş Bulgaristan Türkleri bu “soydaş” kavramını sempatik bulmuyor. Hatta bunun da ötesinde dışlayıcı bir kavram olarak görüyor. Peki, bunun nedeni ne?

“soydaşımız” dendiğinde kendimizi merkeze koyuyoruz, yani bir “Biz” var ve bir de bizden olan dışardakiler var. Yani “bizden olan ötekiler”. Kısaca kavramın içinde bir ötekileştirme mevcut. “Yunanistan’daki soydaşlarımız” deyince önce biz geliyoruz, merkezde biz varız, onlar da bizim eklentilerimiz, onları bize göre tanımlıyoruz. Bunun yerine “Batı Trakya Türkleri” dediğimizde ifadenin merkezinde onlar yer alıyor, onları bize göre tanımlamış olmuyoruz.

İşte bu ince noktadan dolayı “soydaş” kavramı, hiç öyle görünmese de, bir çeşit ötekileştirme içeriyor.

Bu kavramın sempatik olmamasının kültürel nedenleri de var. Her şeyden önce bu kavram Türkiye’de 1934 İskân Kanunundan sonra ortaya çıkıyor. İlk kez o kanunla yurtdışında yaşayan Türkler için “Türk soylu”, “Türk ırkı” gibi ifadeleri görüyoruz. “Soydaş” kavramı o zamanki kavramlara göre “ırk”ı esas alan bir ifade olarak ortaya çıkıyor ve bu da Türk kültüründe yerleşik bir anlayış değil. Türk milliyetçiliği “ırk” kavramını, bazı istisna dönemler ve kişiler hariç, kullanmaktan kaçınmıştır. Bunun yerine kültürü esas almıştır. Türkler ve Türk kültürüne bağlı olan topluluklar bir arada değerlendirilmiştir.

“soydaş” kavramının gerçekten de itibarlı bir kavram olmadığını gösteren başka bir örnek vereceğim: Almanya’da “soydaş” kullanılması tabu olan bir kavramdır. Neden mi? Çünkü Naziler ve Adolf Hitler Alman halkını ırk temelinde tanımlarken “Volksgenosse” (soydaş) kavramını esas alıp kullanmışlardır. “Alman kanı” taşıyanlar ancak “Volksgenosse” (soydaş) olabilir denmiş ve milyonlarca insanın imhası bu “soydaş” kavramı ölçüt alınarak kararlaştırılmıştır. Günümüzde Almanlar bu kavramı kesinlikle kullanmaz. Eğer kullanan olursa, hemen Nazi damgası yer.

Bununla ilgili başıma gelen bir olayı anlatayım: 20. yüzyılın başlarında Osmanlı topraklarında yaşayan Bulgarlar için Bulgaristan hükümeti “Sınarodnik” (soydaş) kavramını kullanıyordu. Ben de doktora tezimi yazarken, belgelerde geçen bu kavramın Almanca karşılığı olarak “Volksgenosse” kelimesini kullandım. Tez danışmanım bana bu kelimenin Almanya’da tabu olduğunu izah etti. Dakikalarca bunun yerine ne kullanabileceğimizi düşündük. Sonunda biraz da zorlamayla başka bir Almanca kelimeye karar verdik.

Tabii ki her kelimenin, her kavramın, her kültürde farklı bir tarihi ve imajı vardır. Ama “soydaş” kavramı benim de kullanmaktan kaçındığım, bana yapaylık hissi veren bir kavram.

2010 yılında “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar” ismiyle bir başkanlık kuruldu. Bu başkanlığın ismini koyanları tebrik etmek lazım. “Soydaş” yerine “yurtdışı Türkler” kavramı daha sempatik ve gerçekçi bir tanımlama. Bu ismi bir de “Soydaşlar ve Akraba Topluluklar” şeklinde düşünün! Nazi çağrışımı yapan bir isim olacaktı.

Bu arada, adını anmışken, bu başkanlığın olağanüstü güzel işler yaptığını ve çok yetenekli bir başkanının olduğunu da ifade etmek lazım.

Velhasıl-ı kelam, Türkiye dışında yaşayan Türkleri seveceğiz derken, rencide etmeyelim!

Yani; “soydaş” yok, “yurtdışı Türkler ve akraba topluluklar” var.