SARI SALTUK

SARI SALTUK

Dede Korkut’tan Nasrettin Hoca’ya, Hoca Ahmet Yesevî’den Yunus Emre’ye, Kanuni Sultan Süleyman’dan Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’e kadar adları ciltlere sığamayacak kadar çok olan devlet ve kültür adamlarımız sadece yaşadıkları coğrafya parçasında değil, bütün Türk dünyasının gönlünde yaşamakta ve saygıyla anılmaktadır. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk’tur. Ölümünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen Sarı Saltuk hâlâ Anadolu, Rumeli ve Balkan Türklerinin günlünde ve hafızasında yaşamaktadır. En doğuda Diyarbakır ve Tunceli’den başlayıp Bor, İznik, İstanbul’dan Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya, Bosna Hersek’e kadar uzanan çizgide bulunan Sarı Saltuk’a ait türbe ve makamların büyük bir saygıyla ziyaret edilmesi, menkıbelerin anlatılması Sarı Saltuk’un hatırasının canlı bir şekilde yaşamakta olduğunun birer delilidir. Sadece Müslüman Türkler arasında değil Ortodoks mezhebine bağlı Hristiyan dinindeki Gagauz Türklerinin de Sarı Saltuk’u milli hafızalarında yaşatmaları, ondan saygıyla söz etmeleri ve onu bir Türk azizi kabul etmeleri dikkat çekicidir.

Peki, kimdir Sarı Saltuk? Ne zaman yaşamış, neler yapmıştır?

Sarı Saltuk, Anadolu ve Rumeli’nin fethi esnasında kahramanlığı ile daha yaşarken efsanevi bir şahsiyet haline gelen bir Türk kahramanıdır. Tarihi kaynaklarda yer alan Sarı Saltuk ile ilgili bilgiler çelişkili ve Sarı Saltuk’un gerçek hayatını ortaya koyacak nitelikte değildir. Bu konuda en önemli kaynak, doğrudan doğruya Sarı Saltuk’un hayatını konu alan Saltuk-nâme adlı eserdir. Eser tahminen 1480 yılında tamamlanmıştır.

 

Saltuk-nâme’ye göre asıl adı Şerif Hızır’dır. Kendisi bir destan kahramanında bulunması gereken bütün özelliklere sahiptir. Son derece güçlüdür, yüreğinde korkunun zerresi bile yoktur. Tek başına düşman kalelerini fethetmektedir. Aman dileyen düşmanına karşı ise merhametlidir.

Bu özellikler dışında Sarı Saltuk’un olağan üstü güçleri de olduğu Saltuk-nâme’de mübalağalı bir şekilde anlatılmaktadır. Çok uzaklarda aleyhinde söylenenleri işitebilmekte, oturduğu yerden bir kılıç darbesiyle bir başka diyardaki düşmanını öldürebilmekte, göz açıp kapayıncaya kadar bir diyardan bir başka diyara gidebilmek­tedir.

Düş­man­ları bir türlü Saltuk’u öldürememektedir; ok atarlar batmaz, kılıç vurur­lar kesmez, büyü yaparlar tesir etmez, suya atarlar boğulmaz, ateşe atarlar yanmaz. Bütün bu özellikler göz önünde bulundurulduğunda, Sarı Saltuk’un alp-eren kişiliğinin yanı sıra, bazı menkıbelerde bir masal kahramanı kimliğiyle karşımıza çıktığı da görülmektedir.

Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk 99 yıl yaşamış, sonunda düşmanları tarafından zehirlendikten sonra hançerlenerek şehit edilmiştir. Ancak, son nefesini vermeden önce de kendisini zehirleyen ve hançerleyen düşmanını öldürmüştür.

 

Sarı Saltuk’un Anadolu’da Baba Sultan, Sarı Saltuk Sultan, Kilgra Sultan gibi adlarla anıldığını yazan Evliya Çelebi, Hıristiyanlar arasında ise Sarı Saltuk’un Sveti Nikola adıyla tanındığını belirtmektedir. Evliya Çelebi, Hıristiyanlar üzerinde Sarı Saltuk’un çok büyük bir etkisi olduğunu yazar. Sarı Saltuk'un yer altından şifalı sular çıkardığı anlatılmaktadır. Çok ilginçtir ki Bosna-Hersek Balagay Şehrinde bulunan Tekkesi Buna Irmağının çıktığı, gözenin bulunduğu koca bir kayanın dibindedir.

 

Asıl mezarının Romanya'nın kuzeyinde Dobruca bölgesindeki Babadag kasabasında olduğu sanılmaktadır.

Tarihî, edebî eserlerde yaşayan Sarı Saltuk’un Türk milleti üzerindeki tesirinin göstergesi türbe ve makamlardır. Anadolu’nun doğusundan başlayıp Balkanlara kadar uzanan coğrafyada Sarı Saltuk’un türbe ve makamları varlığını sürdürmektedir. Saltuk-nâme’de Sarı Saltuk’un on iki mezarı olduğu belirtilmektedir.

Sarı Saltuk, beylerin ve kralların mezarına sahip çıkmak isteyeceklerini söyleyerek her isteyene verilmek üzere birer tabut hazırlamalarını vasiyet etmiştir. Sarı Saltuk’un mezarını kendi ülkesinde bulundurmak isteyen beylere verilmek üzere on bir tabut hazırlanır. Çevredeki beylerden ve krallardan her isteyene bir tabut verilir. Tabutu alan, ülkesine dönerek cenazeyi defneder. Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk’un tabutunu alarak ülkesine götüren krallar ve beyler şunlardır: Tatar Hanı, Eflâk, Boğdan, Rus, Üngürûs (Macar), Leh (Polonya), Çeh (Çek), Bosin (Bosna), Beravati (Hırvat), Karnata Baba’ya ve Edirne’ye gömülen tabutlarla mezar sayısı böylece on ikiye ulaşmaktadır.

 

Yurt içindeki ve dışındaki Sarı Saltuk’un türbe ve makamları araştırılarak, bu türbe ve makamların tarihi, kaynaklardaki yeri, yapısı, halk arasında bu türbe ve makamlara bağlı olarak anlatılan rivayetler ve efsaneler, bunlarla ilgili inanışlar ve diğer özellikler belirlenmiştir.

Tunceli’nin Hozat ilçesinin sekiz kilometre kuzeyindeki 2276 rakımlı Sarı Saltuk tepesinde aynı adla anılan bir makam bulunmaktadır. Tepenin güney ve güneybatısındaki Karaca ve Akviran (Akören) köylerinde Sarı Saltuk soyadını taşıyan bir aile de yaşamaktadır. Sarı Saltuk’a mal edilen kerametler sonucunda bu makam, bir adak yeri ve kutsal bir ziyaretgâh haline gelmiştir.

Diyarbakır şehir merkezindeki Urfa Kapısı yakınlarında Sarı Saltuk’un bir türbesi de bulunmaktadır. Halk, türbede yatan kişiyi Sarı Saltuk, Sarı Sadık, Seyyar Saltuk gibi adlarla anmaktadır. Halk arasında yaşayan başka rivayetler de vardır. Bu rivayetlerden birine göre Sarı Saltuk gezgin bir evliyadır. İnanışa göre Diyarbakır’da yaptığı bir savaş sırasında şehit düşmüş ve türbenin olduğu yere gömülmüştür. Türbenin halk inanışlarında önemli bir yeri vardır. Cuma akşamları türbeyi yalın ayakla ziyaret eden kadınlar bir dilekte bulunurlarsa bu dileklerinin yerine geleceğine inanmaktadırlar. Sıkıntıya düşen bir kimse Sarı Saltuk’un adını üç defa anarak yardım isterse, hemen imdada yetişeceğine inanılır. Hastası olan, kocası işsiz olan, evlenmemiş kızı bulunan kadınlar türbeye gelip dertlerine deva bulmağa çalışırlar, türbeye mum dikerler. Çevredeki cami ve binaların duvarlarını sarmaşıkların sarmasına, hatta tamamen kaplamasına rağmen Sarı Saltuk türbesini yıllardır hiçbir sarmaşığın sarmaması da Sarı Saltuk’un manevî gücüne bağlanmaktadır.

İznik’teki Sarı Saltuk türbesi şehir merkezinin dışında, Cevdet Hersekli adlı bir kişinin üzüm bağının içerisindedir. 1963 yılındaki tadilata kadar türbenin üzeri açık durumdaydı. C. Hersekli, dedesi Mehmet Hersekli ’den dinlediğine göre, Sarı Saltuk «Türbemin her tarafı açık olsun rüzgâr alsın, üzeri açık olsun rahmet yağsın !» diye vasiyette bulunmuş. Dört sütun üzerine oturtulmuş bir kubbeden meydana gelen türbenin dört tarafı da açıktır. Türbe, İznik ve çevresindeki halk tarafından saygıyla ziyaret edilmektedir. Hacca gitmeğe niyetlenen hacı adayları­nın ilk ziyaret ettikleri türbelerden biri de Sarı Saltuk’un türbesidir. Rumeli feneri

İstanbul boğazının Karadeniz’e açılan en uç iki noktasından biri olan Rumeli Feneri’ndeki fener binasının içerisinde Sarı Saltuk’a ait bir ziyaretgâh vardır. Karadeniz’e dik inen bir tepenin üzerine yapılmış olan bu fener 147 yaşındadır. Fenerin yapılacağı sırada köyde yaşayan Mehmet adındaki birkişi, gece rüyasına bir velinin girdiğini, incir ağaçlarının olduğu yerde Sarı Saltuk’un mezarının bulunduğunu, fenerin bu mezar üzerine yapılmasının daha hayırlı olacağını söylediğini anlatır.  Yapılan kazı sonucunda işaret edilen yerde gerçekten bir mezar bulunur ve mezarın olduğu yer ziyaretgâh şeklinde düzenlenerek üzerine fener inşa edilir. Balkan ve I. Dünya Savaşı sırasında köy düşman gemilerinin bombardımanına maruz kalmış, köydeki bütün evler yıkılmıştır. Feneri hedef alan düşman topçusu bütün gayretine rağmen isabet kaydedememiştir. Köydeki balıkçılar eskiden ziyaretgâha büyük saygı gösterirlermiş. Yirmi beş yıl öncesine kadar, balıkçılar denize açılmadan önce tekneleriyle fenerin etrafında toplanıp, avın bereketli geçmesi için Sarı Saltuk’un ruhuna dualar okuduktan sonra denize açılmak için Sarı Saltuk’tan izin isterlermiş. Balıkçılar, Sarı Saltuk’un ruhunun kendilerini koruduğuna inanırlarmış.

Babaeski’de de Sarı Saltuk’a ait bir ziyaretgâh olduğu tarihî kaynaklarda belirtilmektedir. Ancak, Babaeski’deki makam günümüze ulaşamamıştır. İlçenin doğusunda, Cedid Ali Paşa Camii’nin yakınında bulunan bu makam ve tekke Balkan Savaşı sırasında Bulgarlar tarafından yıkılmıştır.

Dobruca bölgesinin Romanya’da kalan kısmında Babadağ olarak anılan küçük bir kasabada Sarı Saltuk türbesi vardır. Burada yatan kişinin gerçekten de Sarı Saltuk olduğuna dair kaynakları bulunmaktadır. Türbe yakın zamanda bir onarımdan geçirilmiştir. Ancak, bu onarım sırasında türbenin tarihî yapısı kısmen kaybolmuştur. Türbe, bugün de kasabadaki ve çevredeki Türkler tarafından ziyaret edilmektedir. Evliya Çelebi’nin Seyahat-nâme’de büyük bir hayranlıkla anlattığı bu türbe ve tekkeden bugün sadece üzeri kapalı bir mezar kalmıştır. Kasabanın en yaşlı kadını Sıdıka Emriye Hanım eskiden beri türbenin ziyaret edildiğini, kadınların adaklar adadığını anlatıyor. Çocukluğunda türbe ziyaretinin büyük bir tören şeklinde yapıldığını, Hıristiyanların da türbeyi ziyaret ettiğini belirtiyor.  Kasabadaki bir başka ziyaretgâh olan Koyun Baba’yı Müslümanların yanı sıra Hıristiyanlar da ziyaret etmektedir. Sarı Saltuk türbesini ziyaret eden kadınlar dileklerinin olması için türbede dualar okumakta, mum yakmaktadır. Eve döndükle­rin­de koku çıkarma olarak adlandırdıkları kızgın yağda hamur kızartma işini yapmaktadır. Anadolu’da lokma dökme olarak adlandırılan bu geleneğin Babadağ’da koku çıkarma olarak adlandırılması dikkat çekicidir. Makedonya Cumhuriyeti’ndeki Ohri şehrinin yaklaşık 30 km. güneyinde Ohri gölünün güney kıyısı üzerinde kurulmuş olan Sveti Naum Manastırındaki şapelde Hıristiyanların Sveti Naum’a ait olduğunu düşünerek ziyaret ettikleri ve sesler geldiğine inanarak dilek tutup kulaklarını dayadıkları bu mezar, geçmişte Türkler tarafından da Sarı Saltuk’un mezarı olarak kabul edilmiş ve saygıyla ziyaret edilmiştir. Tarihte bu mezarın hem Hıristiyanlar hem de Müslüman Türkler tarafından ziyaret edildiği, Hıristiyanların mezarda Sveti Naum’un yattığına inandıkları, Müslüman Türklerin ise mezarda Sarı Saltuk’un yattığına inandıkları araştırmacıların çalışmalarıyla ortaya konulmuştur. Daha sonra Türklerin pek çoğunun bölgeden ayrılmasıyla mezarın Türk ziyaretçilerinin sayısı gittikçe azalmış, zamanla Türkler mezarı ziyarete gitmemeğe başlamıştır. Böylece mezar sadece Hıristiyanların ziyaret ettiği bir yer haline gelmiştir.

Zaman zaman Türkiye’de bir kültür mozaiği bulunduğunu bilimsel temele dayanmadan ileri sürenlerin yanıldığını Sarı Saltuk’un tarihî kişiliği, türbe ve makamları ortaya koymaktadır. İster Sünnî, ister Alevî, ister Ortodoks; ister Doğu Anadolulu, ister Batı Anadolulu, ister Balkanlardaki Türkler tarafından büyük bir saygıyla anılan, türbe ve makamları ziyaret edilen Sarı Saltuk birleştirici bir unsur olarak karşımızdadır. 

Bazı kişiler tamamen ön yargıyla Osmanlı'nın Avrupa içlerine sadece elinde kılıç, silahlı askerlerle gittiğini sanır, hâlbuki bir yere ordulardan önce Alperenler gitmekte ve halkı lisan-ı hal ile (duruşları ve davranışları) etkilemekte, irşat çalışması yapmaktadırlar. Ömer Lütfi Barkan'ın "Kolonizatör Türk Dervişleri" olarak adlandırdığı ruhlar, bir yere gittiklerinde dönmeyi hiçbir zaman düşünmemişlerdir. Oraya bağlıları, talebe ve aile efradı ile gitmiş, yerleşmiş ve orada kalıp orada ölmüşlerdir. Kabirlerinin de bu gittikleri yerlerde kalmasını istemişler ve birer tapu senedi gibi hâlâ oralarda durmaktadırlar. Bu insanların hayatları incelendiğinde, Selçuklu öncesi Anadolu'da olsun, Osmanlı öncesi Balkanlarda olsun benzer tavırlar görülmektedir.

Bir kere doğdukları toprakları terk edebilme fedakârlığı, ne kadar iltifata mazhar olurlarsa olsunlar, çok iyi tanıdıkları ve takdir edildikleri beldeleri ve imkânları ellerinin tersiyle itebilme basireti ön plandadır. Mal, para, mevki, şöhret hedefleri yoktur. Tek amaçları insan merkezli eğitimdir. Dini, dili, mezhebi, rengi, milletti ne olursa olsun herkesi birey olarak görür ve herkese yakın davranırlar. Ilgi gösterir, el uzatır, fedakârlık yapar ve o insanları kazanırlar. Önce bir şey anlatmazlar, sadece yaşarlar. Gelir bir beldeye yerleşirler ve sadece yaşarlar. Hal lisanı ile örnek olurlar. Bir süre sonra belde halkı bu garip dervişin davranışlarından etkilenmeye başlar. Yalan söylemeyen, ahlaklı davranan, herkese el uzatan, mütebessim (güler yüzlü), çalışkan bu kişi bir süre sonra etrafında bir memnunlar sonrasında da hayranlar kitlesi oluşturur. Ardında sohbetler, en güzel insan olabilme yolunda yapılacak gayretle, derken bu halka, bakmışsınız tüm kasabayı sarmıştır. İşte Alperenler bunlardır. Selçuklunun ve Osmanlı'nın gizli birlikleridirler. Ama gönüllerinde dünya yoktur. İnsanlığı irşat vardır. Bugün Balkanlarda, Avrupa'da, Anadolu'da bu kadar inanmış gönül varsa bunda, bilemediğimiz yüzlerce Sarı Saltuk'un emeği çoktur.

 

1) Kâmûs-ül-A’lâm; c.4, s.2916

2) Selçuklular Zamânında Türkiye; s.581

3) İbn-i Battûta; s.345

4) Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi; c.3, s.971

5) Saltuknâme