MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

MEVLÂNA CELÂLEDDİN-İ RUMÎ’NİN

 

DÜNYA EDEBİYATINDAKİ EVRENSELLİĞİ

 

 MUSTAFA YAZICI

 

 “MEVLÂNA” deyince insanî,İslâmî ve de ilmî ve edebî olarak evrensel manada bir hazırola geçeceksin.Çünkü:o öyle evrensel bir adam ki bugün Konya’daki kabrindeki ölüsü bile hasımlarını ,düşmanlarını ve gayri müslimleri tıpış tıpış ayağına getirmektedir.O’nu bir okuyanlar onun gönül,ruh,fikir ve edebiyat atmosferinin manevî manyetik etkisinden ayrı kalamamaktadırlar.Bu yüzden birçok yabancı ölünce Konya’ya Onun bulunduğu kabristana gömülmeyi vasiyet etmektedirler.Bu konuda en çok etkide kalan O’nu en çok okuyan Fransızlardır. Öyle ki: Mevlâna Rönesans ve reformların batıdaki öncüsü Fransız düşünürlerini bile çok etkilemiştir. Dahası var:ikinci Cihan savaşından perişan olan batı, bir daha böyle bir vahşet yaşamamak için neler yapılması gerektiğini düşündüğünde çare olarak İngiliz düşünürü Prof. Nicholson’un “Mevlâna Celâleddin Rumî “adlı dünya klasiği eserinin okutulmasını bile bütün dünya kamu oyuna tavsiye etmiştir. Acaba Mevlâna’yı bu kadar etkili kılan ve bütün dünyada kabul ettiren gerçek nedir? Hiç şüphesiz ALLAH AŞKI idi. Eğer beşer olan herkes Allah aşkını O’nun gibi anlatabilse idi bugün dünyada bu kadar çok inkârcı kimse olmazdı. Çünkü O,”BEN MUHAMMET MUSTAFA’NIN AYAĞININ TOZUYUM” dedi.”Kime ne anlatırsan anlat, O’nun anladığı kadardır” demesi de çok düşündürücüdür. Herkes aklı ve ilmi kadar konuşur ve anlar.

 Kendisinin dünyaya gelişini dünyada yaptığı manevî hizmete dayanarak “herkes bir defa doğar, ben bin defa doğdum” sözü ile anlatmıştır. ”Ne olursan ol gel” sözü O’na ait değildir. “Baba Aşkalanî” isimli başka bir tasavvuf ehline aittir. Mevlâna’nın Allah aşkından kendi ekseninde gezegenlerin yörüngelerinde dönüşü misâli tavaf edişini Bahriye çifte tellisine “semâ” diyerek çevirenler Mevlânâ’dan anlamazlar. O’nun mesnevisinin bazı yerlerini Hz.Peygamberin Hadis-i Şeriflerini uydurma sözlere çevirilmesi misâli bozan masonlar ve eski yazıyla değiştirenler de aslında Mevlâna düşmanıdırlar. Mevlâna bütün bunlardan davacıdır. O’nun asıl davası : Yanık çalan NEY’in kamışlıktan koparılıp getirilmesi sonucu tekrar o eski kamışlığa dönmek istercesine feryat edişine benzer şekilde vaktiyle geldiğimiz ezel âlemine dönüş isteme,tekrar yaratan Yüce Allaha kavuşma hasretidir. Bu şuurda kaç Mevlânâ hayranı var?Mevlevîlik:Mevlânâ’yı kendine uydurmak değil, bizzat Mevlânâ davasına tabi olmaktır.

 Ben 1994 yılında tâ Kıbrıs’a giderek burada dört yol kavşağındaki Mevlâna Dergâhını güllükler içinde araştırdım.Bugün Türkiye’nin elinden alınmak istenen Kıbrıs’ta vaktiyle İslâm’ı nasıl yerleştirdiğini bizzat yerinde O’nun dergâhında gördüm.O zaman rahmetli Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı da Sağlık Meslek Lisesindeki öğrencilerimizle ziyaret ederek kız öğrencilerimize bu güzel dergâhı göstermiştim. Atatürk’ün at üstünde Yunanlılarca delik deşik edilen heykeli dahi bu dergâhın yanındadır.Mevlâna’yı anlamayanlar manevi barıştan ne anlarlar?O ,Vahdet-i Mevcutçu tabiatçılara Tabiatta Allahın kudretini ve imzalarını görmek manasına gelen Vahdet-i vücutçuluğu öğretmiştir.O’na göre nasıl ki bir evin odalarının ayrı duvarları yıkılırsa içindeki ışık aynı Güneşse bütün insan vücut duvarlarını yıkarsak içindeki ışık aynı ilâhî ışıktır görüşünü gönüllere ve kafalara nakşetmiştir.Fakat Konya’daki Kuyumcu Selâhaddin olmasaydı,para desteği vermeseydi Mevlâna eserlerini yayınlayarak tanınamayacaktı.Bugün nice maneviyatçılar aynı desteği göremedikleri için bilinmemektedirler. Bunda çağımızın maneviyatsız para babalarının vebali ve suçu çoktur.Buna dikkatinizi çekerim.Mevlâna’yı Unesco tanıtırken İslâm âleminin geri durması çağımızdaki gafletin büyüklüğünü göstermektedir.  Mevlâna öyle bir Kur’ân-ı Kerîm hayranıdır ki Mesnevinin önsözünde ilk olarak bu hayranlığını ifade etmiştir.Hocası Şems ve oğlu Sultan Veled de O’nun gibi tanınmıştır.Her sene Konya’da ve bütün dünyada yapılan Mevlâna etkinlikleri Türkiye ve İslâm âlemi için asla rücu’ olarak bulunmaz bir fırsattır.Mevlâna bütün İstanbul papazlarını devrinde Müslüman yapmayı başarmıştır.Hele hele 45 papazı birden bir saygı rükusu ile pes ettirmesi Arapça ve Farsça kayıtlara da geçmiştir.Dünyada nice müridleri vardır.Bu Selçuklu Üstâdının eserlerini devrinin İngilizcesi durumunda sayılan Farsça ile yazması ilmen de büyük âlim olduğunu göstermektedir.Şimdi bugünkü Türkiye veya İslâm âlemi,veyahutta ileri denilen ülkeler böyle bir gönül adamı yetiştirsinler de görelim..”Allah ömrünü uzun etsin” diyen eşine:”Sus be Hatun biz Firavun muyuz,Nemrut’muyuz ki uzun ömür diyorsun.Hayırlı ömür de.Bu Allah yolunu anlatma davası olmasa ben bu toprak dünyada bir gün bile durmak ister miyim?” diyen bir adam nasıl bir dava adamıdır,önce bunu anlamalıyız ve bizler de gereğini yapmalıyız.Asıl Mevlâna anmak budur. Bu yüzden başta Trabzonlu Cihan hükümdarı Muhteşem Kanûnî Sultan  Süleyman Han olmak üzere birçok Osmanlı Padişahı da Mevlevî dergâhı ve tarikatı etkisinde idi. Hatta, Mustafa Kemal Atatürk bile..