KADIRKA’NIN AĞALARI

KADIRKA’NIN AĞALARI

KADIRKA’NIN AĞALARI

Bizim toplumumuzun insanlarının öylesine derin duygu, düşünce, ruh halleri vardır ‘ki ilkokul mezunu dahi olmadığı halde üniversitelerde ders olarak okutulacak, anlatılacak işler yaparlar, görenleri dinleyenleri meraklandırıp, güldürüp, neşelendirip, düşündürürler. Yaptıkları işler, söylemiş oldukları bazı sözlerinden toplumlar olumlu-olumsuz dersler çıkartırlar, Nasrettin Hoca misali yıllarca nesilden nesile anlatırlar. Masal olur, hikâye olur, deyim olur, olur’da olur.

Toplumlarımızda sayıları az olan fakat taşı kediğine koymasını iyi bilen, feleğin çemberinden geçmiş toplumumuzu toplum yapan adap-edep-erkân sahibi mihenk taşı niteliğindeki insanlarımızın hikâyelerini fırsat buldukça dinlerim.

Geçenlerde gazeteci Hasan Kalyoncu abimizin bu sayfalarda bir Kadırga ağaları hikâyesini okumuştum ve çok keyif almıştım. Kendilerine selam olsun.

Benzeri bir hikâyeyi 'de 1963-1964 yıllarında bizzat kendim yaşattığım için anlatayım belki ilginizi çeker, bende yaşanmış olan bir anımı siz sayfa arkadaşlarımla paylaşmış bu yağmurlu kış gecesinde hoşça vakit geçirmiş olurum, oluruz dedim.

Hikâyemiz özetle şöyle;

Meşhur Kadırga yayla pazarı yerimizi bölgemizde zannederim bilmeyenimiz duymayanımız yoktur.

Çocuktum ben Kadırga’nın hafta günleri olan Cuma günleri bu pazar yerinde bakır ibriğimle su ver Ali diye bağırarak su satıyordum

Şimdiki pazar yeri kurulan alan Jandarma karakolunun olduğu alan çimenlik, Kadırka pazarı çok kalabalık bir güneşli gün idi.

Kadırganın pazarcıları, sergicileri yerlerini almışlar, sepetli, Türkmen, Çepni kıyafetli allı pullu giysili kızlar, kadınlar ve lokantalar, kasaplar, pazara gelenler, ihtiyacını karşılayıp evine obasına dönenler, cuma namazına hazırlananlar, hayvan pazarındaki canlılık, at kişnemeleri, eşek anırmaları müthiş bir kır pazarı, bense, su ver Ali diye bağırarak suyumu satıyorum keyfim yerinde sanki bir bayram günü yaşıyorum, bugün o günlerim geri gelse diye hayıflanıyorum.

Siz okurlarıma anlatmak istediğim hikâyem burada başlıyor.

Tam şimdiki jandarma karakolunun yerinde büyük bir çadır kurulmuş çadırın altına çimenler üzerinde kıl çulları serilmiş baş tarafında tahta sandalyelere üç kişi oturmuşlar, çay kazanı kurulmuş çadıra veya etrafına oturan herkese bedava çay veriliyor. Başköşede oturan üç kişiye iltifat çok fazla, öyle’ ki bu üç kişi diğerlerinden farklı siyah deri çizmeleri, yelekleri, köstekli saatleri, zincirleri, bellerindeki kemer-palaskaya bağlı siyah kılıf içerisindeki kabzaları gümüş işlemeli parabellum tabancaları, çadırın direğine bağlanmış yerleri eşinen, kişneyen atları, koyu sohbet o üç kişiyi farklılaştırıyordu.

Bu farklı üç kişi benim çocuk kafamla dikkatimi çekti ve orada bulunan şahıslara bu adamların kimler olduklarını sordum.

Bana bu şahısların zamanın namlı eşkıyaları, Ağaları Şalpazarı’ndan Kadiruğu, Tonya'dan Maraz Ahmet, Beşikdüzü'nden Yamicuğu Yusuf olduklarını söylediler. Bende öğrenmiş oldum ve bu ağalar aynı zamanda Kadırga’nın sergi paralarını esnafa salma atarak elemanları vasıtası ile topluyorlarmış.

Tam bu sırada elinde bir büyükçe kiloluk çam  içi boş uç kısmı iple eline bağlı şişe, sırtında camadan denilen sırt çantası ile şapkalı, kıyafeti bozuk yaşlı bir ihtiyar pazar yerine geliyor ve ağaların çadırının önünden geçerek pazar yerine girecek ‘ki tanıdığı birisi ile sohbete tutuşuyorlar, hoş beş ten sonra şivesinden anlaşılıyor ‘ki Şalpazarı yöresinin adamı arkadaşına soruyor bu çadır nedir, kim bu damlar diyor ve şu cevabı alıyor "Bu çadır Ağaların çadırı, meşhur Kadiruğu, Yamicuğu, Maraz Ahmet şu oturan adamlar istersen sende otur çay bedava bir çay iç" cevabını alınca elinde şişe sırtında camadan olan gariban kıyafetli şahıs şöyle cevap verir.

"Bende Devlet adamları geldi zannettim, yakın durdum bilseydim yaklaşmazdım, bugün bu elimdeki şişeyi gazyağı doldurabilsem, iki okka da tuz, bir kutu ecza (kiprit)yarım somun' da kara ekmek alabilsem bu Kadırga’nın ağası benim, başka ağa tanımam diyerek birazda küfürlü konuşarak pazar yerine girer".

Aratan yarım saat geçer bir silah sesi duyulur az ileride bir adam silah ile vurulmuş, jandarma 5 dakika içerisinde Kadırganın horon düzünü herkesin terk etmesini emir verir namlı şanlı ağalar atlarına binerek çadırlarını çay ocaklarını dahi toplayamadan meydanı terk ederler. Ortalık darmadağın olur, zoru görünce ne ağa kalır nede eşkıya.

Bugün;

50 yıl evvel su ver Ali diye bağırarak su sattığım ibriğim şimdi kuzinemin üzerinde çay suyumu kaynatıyor ben buradayım namlı şanlı ağaların esamileri dahi o okunmuyor.

Şimdi karşımdaki televizyon ABD’nin Başkanı Turamp mı olmuş, Biden mi olmuş diyor benimde aklıma 55 yıl evvelki Kadırga'daki üç ağalar ve elinde boş gazyağı şişesi, sırtında camadanı olan gariban vatandaş geldi.

Bizim kuşak Kadırganın namlı şanlı ağalarını görmüş fayda bulmamış, ABD’nin ağasından mı?. Fayda görecek. 25 Kasım 2020