AYŞE GÜLBAHAR SULTAN

AYŞE GÜLBAHAR SULTAN

 

 

 

 

 

 

                                               AYŞE GÜLBAHAR SULTAN

     Ayşe Gülbahar Sultan, Trabzon merkez olmak üzere Doğu Karadeniz bölgesinde etkili çalışmalar yapmış bir vakıftır. Valide sultan olmamakla birlikte Yavuz Selim gibi bir padişah annesi olması sebebi ile sultan olarak anılmış ve adına kurulmuş vakıf Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına kadar çalışmalarına devam etmiş olup vakfı ile hürmetle anılmayı hak etmiştir. Gülbahar Hatun’un milliyeti de vakfı kadar ilgi çekmiş ve araştırılmıştır. Bu çalışmada, Ayşe Gülbahar Hatun’un vakfı ve milliyeti araştırılmıştır.

                Anahtar kelimeler: Ayşe, Gülbahar, Trabzon, Hatuniye vakfı

                Abstract

                Gülbahar Sultan was a Fundation that had effectively worked across Eastern Black Sea area and Trabzon was centre of it.Gülbahar Sultan was known as Valide Sultan who was wife of Sultan Yavuz Selim and mother of Süleyman The Magnificent.Because of that she was refered as Sultan and a fundatiton that had established behalf of her had worked until the first years of Repalican era and it deserves to be mentioned with reverence.Gülbahar Hatun’s nationalty had attractted as much attention as the fundation and investigated.In this study , Ayşe Gülbahar Hatun’s fundation and nationalty were investigated.

                Keywords

                Ayşe, Gülbahar, Trabzon, Hatuniye Vakfı

 

                GİRİŞ

                Vakıflar, belirli sayı ya da miktarda malların, kamu hizmetinde kullanılması gayesi ile kurulur. Hizmet, çok farklı şekillerde yapılabildiği gibi mallar da çok çeşitli olabilir. “Hatuniye Vakfının” birçok mal ve hizmet aracını kullandığı, çok çeşitli alanlarda hizmetler yaptığı görülür.

                Ayşe Gülbahar Sultan ve vakfının hizmet alanının Trabzon Vilayeti olması sonucu büyük önem arz etmektedir.  Zaman içinde korunup, geliştiği için padişah vakıflarından daha etkili ve daha çok gelire sahip olmuştur. Bu sayede hem yayıldığı alan hem de hizmet yaptığı alan çok büyümüştür. Gelir temin ettiği yerler genellikle Trabzon vilayet sınırları içinde olmakla birlikte, İstanbul’da da hamam yaptırdığı görülmektedir. Hizmet alanı ise Osmanlı devletinin sınırları içinde dağılmıştır.

                 “Gülbahar Hatun” ya da “Hatuniye Vakfının” hizmetinde Türk-İslâm geleneğinin etkisi çok belirgin bir şekilde görülür. Bunun sonucu olarak hizmet alanları ve çeşitliliği farkındalıklar ortaya koymuştur.  

                Osmanlı arşivindeki 140 vakıf belgede “Hatuniye Evkafı”, 148 belgede “Gülbahar Hatun Evkafı” ve 8 belgede de “Sultan I. Selim’in validesi Ayşe Gülbahar Hatun Evkafı”  olarak vardır. Ayşe Gülbahar Sultan’ın adı ve milliyeti neden dikkat çekici bir şekilde istismar edilmek istenmektedir. Bu soruya “fayda ve ayrıcalık kazanmak için” cevabı vermeden önce kimliğini Osmanlı kaynaklarından araştırmak gereklidir. Osman devleti vakıfları, sosyal ve ekonomik dengenin sağlaması için önemli bir araç saymış ve “Evkaf Nezareti” aracılığı ile kayıtlarını titizlikler tutmuştur.

 

1- AYŞE GÜLBAHAR SULTAN’IN KİMLİĞİ

Osmanlı Sultan eşlerinin rolü, Türk Kağan eşlerinden farklı olmuş ve bu anlayış farklılığı, onların kimlik ve kişiliklerini etkilemiştir. Bu anlayış kuruluşları gereği olarak, Türk olmuş olmalarına karşılık, Türk kültüründen farklı olarak Fars töresine uygun olmuştur. “Gülbahar” unvanı da zaman içinde Ayşe adının önüne geçip hatta unutulmasına yol açmıştır.

Sultan eşleri rolleri gereği olarak, devletler ya da milletler arasında dostluk bağlarının kurulup, geliştirilmesi için kullanılmıştır. Kimi zaman savaşı önlemek için kullanılan kadınlar kimi zaman savaşı önleyememişlerdir. Kimi zaman toprak alınmasına, kimi zaman da toprak kaybına sebep olmuşlardır.    

Ayşe Sultan, padişah eşi olarak değil de şehzade vali annesi ve aldığı terbiyenin gereği olarak kimliğinin farklılığını ortaya koyabilmiş, ender kadınlardan birisidir. Bu farklılık, padişah annelerine verilen “sultan” unvanını, yaşarken değil, öldükten sonra kazanmasına sebep olmuştur.

Ayşe Sultan’ın doğum tarihi bilinmemekle birlikte, bazı kaynaklar tarafından 1453 olarak tahmin edilmektedir. Ölümü ise Trabzon’daki türbesinin kitabesinde belirtildiği gibi 1505 tir. Sultan İkinci Bayezid Han ile Amasya’da sancak beyi iken 1469 yılında evlenmiştir. Yavuz Sultan Selim Hanı, 1470’de Amasya’da dünyaya getirdi. Yavuz Selim, Hicri 895 (1489-1490) yılında Trabzon’a şehzade vali olarak atandı. (Şevket 2001:108). Annesi Gülbahar Hatun da bir zaman sonra Trabzon’a geldi ve tahmini olarak 52 yaşında burada vefat etmiştir.

Ayşe Sultan’ın kimliği, diğer hanım sultanlarda da olduğu gibi kesin ifade ile tespit edilememiştir. Toplumda kadına verilen değer gereği, kimliği önemli sayılmamıştır. Bazı ayrıcalıklar, onun kimliğini tespit edebil-memizde bize yardımcı olsa da Osmanlı Devlet kayıtlarında kesin bilgiler yoktur. Yılmaz Öztuna’ya göre o, Dulkadiroğlularındandır. “Şehzade Selim, ana tarafından Dulkadiroğlu idi” diye belirtirken kaynak göstermemiştir (Öztuna, Yılmaz. Büyük Türkiye Tarihi. İstanbul Ötüken Yayınevi. Cilt 3 1983:189). 1507-1508 de Şah İsmail, Dulkadiroğlu Alaüddevle Bozkurt Beyi yenip, Yavuz Selim, bir dayısının iki oğlu ile birlikte Şah İsmail birlikleri tarafından öldürülünce, Azerbaycan’a kadar olan İran topraklarına bir akın yaparak, Şehzade İbrahim Mirza’yı esir almıştır.

Çiğdem Sezer Hanımın, bu konudaki yazısında Cenabi Efendi “Umumi Tarihinde” Trabzon’da yatan bu kadını “Amasya yöresinden Türkmen beylerinden birinin kızı olduğunu yazar” demiştir. Aynı yazıda 1623 yılında ölen Taşköprü zade Kemalettin Efendinin yazdığı “Tarih-i Saf adlı eserinde Yavuz Sultan Selim’in annesi, “Dulkadir Beylerinden Alaüddevle’nin kızıdır”, der.

Gülbahar Sultan’ın kimliği ve nereli olduğu konularında birçok söylentiler olmuştur. Maçka Livera’lı (Yazlık köyü)  bir Papazın kızı olduğu rivayet edilmesi yanında, Liveralı bir Komnenli asilzadenin kızı olduğu, Yomralı bir papazın kızı olduğu, Amasyalı bir Türkmen beyinin kızı ve son olarak ta Dulkadiroğlu Beyi (Alaüddevle) Bozkurt Beyin kızı olduğu belirtilmiştir.

Rum kızı olduğunu belirtenler, Trabzon’daki türbesinin kitabesinde “Bânu-yi Rum” ifadesi yanında bir papazın ifadesini dayanak yapmışlardır. Bir de “Nevşehir Salnamesi” diye bir Osmanlıca metinden bahsedenler vardır. Bu ilginç metinin ve diğer söylentilerin kaynağı “Rum Tarihi” kitabıdır. Bu kaynaklanmanın amacı da fayda sağlayabilmektir (ayrıcalık kazanmaktır).  “Banu-yı Rum” ifadesini “Rumun kızı” olarak yorumlanması da art niyetten başka bir şey değildir. Bunu “Rum diyarının hanımı” olarak yorumlamak gerekir. İsmail Habib Sevük “… hem hoşuma hem de tuhafıma giden “Banu-yu Rum” tabiri oldu. Bunun düpedüz Türkçesi “Anadolu Prensesi” demektir”. (Sevük 1987: 313).

1530 Yılındaki Osmanlıca icmal defterinde “Karaman ve Rum İcmal Defteri” ifadesi vardır. Bu ifadeden Anadolu’nun doğu kısımlarına “diyar-ı Rum” denildiği anlaşılır. Daha önceleri, Anadolu’nun tamamına Rum diyarı denilmekteydi. Bu ifade Arap ve Fars coğrafyacılar tarafından Anadolu’ya verilen isimdir. Daha sonra Kur’an’da “Rum suresi” (30. Sure) olarak yazılıdır.

Sivas sancağı için Sivas (Eyalet-i Rum) ifadesi, BOA TD. Nr.19 s. 392 (Tahrir Defteri) ifadesi Hicri 890 M. 1485 – 1486 de kullanılmıştır. (Halaçoğlu 2009: 215) Burada anlatılmak istenen Sivas’ın bir Anadolu şehri olduğudur.

Yomra’nın Vivera (Livera olmalı) köyünden bir Hıristiyan’ın kızı olduğunu belirtenler, ellerinde bir de ferman olduğunu da belirtmişlerdi. Ayrıcalık kazanmak için verildiği ileri sürülen bu ferman, onların derbentçi yani Trabzon ile Erzurum arasındaki kervan yolunun tamir-bakım ve genişletil-mesi, köprü yapım ve tamiri için verilmiştir (Şevket,  2001: 114).

Liveralı bir papazın kızı olduğunu belirtenler ki Fatih Sultan Mehmet ve ondan önceki Sultan Murat’lar zamanında Trabzon, Komnen Tekfurlarının elinde idi. Dolayısıyla Fatih’in, Gülbahar unvanı takılan Rum kızını oğlu Bayezid’e alması söz konusu değildir (Şevket, 2001-114).

Şurası da yanlış anlaşılmıştır ki Livera ile Vivera aynı köydür ve Maçka’daki Yazlık köyünün eski adıdır. Livera köyü, Gülbahar Hatun Vakfına ait olan ve Mile Yaylasından gelen koyunların kışlağıdır. Livera köyü, “Vakf-ı Sağir” yani küçük vakıf olan Şana/Yomra’ya bağlıydı. Yomralılar da Livera’yı Yomra’nın köyü olarak bilirlerdi. Bilmeden konuyu yazmaya çalışanlar da bunu farklı yorumladılar.

“Umumi Tarih” kitabının yazarı olan Canibi de Niksar’lı olduğu için Gülbahar Hatun’un  “ aslen Amasya’ya tabi İlaslan denilen ve sülaleleri Selçuklu bakiyesinden (Türkmen beylikleri) Sultan Altunbaş’ın kızıdır” (Niksar o zaman Amasya’ya bağlıydı) diye yazmıştır (Şevket, 2001: 115). Timur 1404 yılında Anadolu’ya girdiğinde, Dulkadir Beyliğini meydana getiren Aşiretler, Osmanlı Devletine sığındı. Dulkadiroğlu Beyi ve Ayşe Hanımın babasının da Amasya sancağına gelmiş olması mümkündür.

                Türk kızları ile evlenen II. Bayezid’in kadınları:

                1- Ayşe Hatun: Dulkadiroğlu Alâüddevle’nin (Bozkurt Bey) kızı, Yavuz’un annesidir. Unvanı Gülbahar’dır. Halil Ethem, F. Babinger, Prof. Tayyib Gökbilgin bu görüştedir.

                2- Bülbül Hatun

                3- Ferahşad Hatun

                4- Gülbahar Hatun

                5- Gülruh Hatun

                6- Hüsnüşah Hatun

                7- Nigâr Hatun

                8- Şirin Hatun

                9- Muhterem Hatun

(M. Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Türk Tarih Kurumu 1985 s. 21, 22, 23, 24.) 

                Nevşehir Salnamesinde şöyle denilmektedir. “Cennetmekân Sultan Murat Han Salis (3. Murat) 1578 senesinde Bağdat üzerine sefer etmiştir”. Devamında İran’a sefer düzenleyen 3. Murat’ın Trabzon’a geldiğini, Livera’ya gidip papazın kızı olan Gülbahar Hatun’u oğluna aldığını söylüyor. Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar 1505 te öldüğüne göre, bu salname başka bir kişiden bahsediyor. Ancak, yanlışlıklar sadece bu kadarla kalmamaktadır. Sultan Murat Han, sefer etmemiştir. Sefer düzenlemiştir. Çünkü sefere katılmamıştır. Sefere komutan olarak Lala Kara Mustafa Paşa komuta etti yardımcısı da Özdemiroğlu Osman Paşa’dır. 5 Nisan 1578 de Serdar-ı Ekrem 3. Vezir Kara Lala Mustafa Paşa, Üsküdar’da bulunan ordugâha geçti. Sadrazam Sokullu, bu savaşa karşıydı. Savaşı isteyen ise Lala Mustafa Paşa’dır. Padişah 3. Murat ta Lala Mustafa Paşa’yı destekledi-ği için savaşa karar verilmiştir.

 

                Bu sırada 4. Vezir olan Sinan Paşa İran’a ikinci bir cephe açılması kararını aldırmışsa da sonradan azledildi.

 

                İstanbul’dan 8000 askerle yola çıkan Lala Mustafa Paşa’ya gidiş yolunda Diyarbakır, Erzurum, Van, Dulkadir, Halep, Karaman Beyler-beyleri ile Kırım Han’ı Mehmet Giray, Kafkas üzerinden sefere katılacaktı. Özdemiroğlu Osman Paşa, Serdar yardımcısı (Kurmay Başkanı) oldu.

 

                28 Nisan 1578 de Üsküdar’dan hareket edildi ve Konya’ya gidildi. Burada Mevlana’nın türbesi ziyaret edildi. Buradan Erzurum’a hareket edildi. 1 Temmuz 1578 de Aşkale’ye varıldı. 2 Temmuz da İran’ın elçisi Ilıca’da onlara katıldı ve barış yapılmasını istedi. 3 Temmuz’da Erzurum’a girildi. Harb divanı toplandı.

 

                “Trapezuna çıkmış ve oradan Matsuka köylerinin merkezi bulunan Cevizlik (Dikaiosimon i Karias) kasabasına vasıl olmuşdır. Burada askerini üç kol yaparak birini Zigana dağlarına, diğerini Kulat ve üçüncisini Sumela Monastırı tarikine (yoluna-f.d.) sevk etmiştir. Kendisi dahi biraz gezmek ve heva almak içun Cevizliğin bir saat mesafesinde ve oldukça yüksek bir mevkide olan Livera yahud Duvera karyesine çıkmışdır.” (Nevşehir Salnamesi, çeviren Fehmi Dinçer).

 

                Buradaki ifadenin tamamı yanlıştır. III. Murad’ın (1546-1595) Trabzon’a gelmediğini Osmanlı tarihini bilen herkes bilir. Cevizlik adı, Maçka köylerinin merkezi değil, Maçka’nın merkez mahallesinin adıdır. Askerin üç kola ayrılması hiç olmadı, Maçka o tarihlerde sel yatağı olup, ordugâh olacak bir yer de değildir. Dikaisimon yani Dika-isma denilen yer de Maçka değil, Hamsiköy vadisindeki Dikkaya köyüdür. Bu tarihte Maçka’nın merkezi de günümüzdeki Maçka değil Paleomaçuka denilen Güzelce köyüdür.  “Bayram’ın oğlu Hacımir, büyük bir ordu ile Matzuka’ya sokuldu. Çok sayıda insanı esir aldı, bir hayli hayvan ele geçirdi. Paleomasuka’ dan Dikaisma’ya kadar olan alanı yağmaladılar.” (Dr. Enver UZUN Panaret’in Trabzon Tarihi 2004 Eser Ofset Trabzon s. 79).

 

                “Livera karyesi evvelce bitun Matsuka karyelerinin merkezi olup, gayet güzel bir mevkidedir. 160-200 haneden ibaret olan bu köyde 50 den fazla klisiya ve ibadethane vardır”. (Nevşehir Salnamesi, çev. F. Dinçer).

 

                Divera > Livera > Yazlık köyü güzel bir köydür. Ancak, Maçka köylerinin merkezi değildir. Maçka, dört vadi ile iki belde üzerinde kuruludur. O tarihte Maçka, yüz ölçümü bakımından Trabzon Sancağının en büyük nahiyesidir. “Meryemana vadisindeki (o zaman ki) beş köyün merkezidir” denilse, hak verilebilir. Çünkü İpek yolu bu köyden geçmektedir. Maçka Metropoliti ile ayandan bazılarının burada yazlığı vardır.

 

                1578 Yılında Livera köyünün 50 den fazla kilisesinin olduğu da doğru değildir. 1856 Yılı “Islahat Fermanı’na kadar Maçka’daki kilise sayısı (20 gayrimüslim köy ve mahallesinde) 30 kadardır ve Osmanlı Devletinden izin alınarak yapılmışlardır. Bu yörede kilise sayısının anormal derecede artışı 1860 dan sonradır. Çünkü kilise yapmak için papazların yoğun propagandası ile “cennetten köşk kazanmak isteyen” herkes kilise yapmaya teşvik edilmiş ve daha önceleri kilise ve cami yapmak için devletten izin alınması hususu da “Islahat Fermanı” ile kaldırılmıştır. 1879 da Maçka’nın bütün köylerindeki Kilise sayısı 80 dir. (Trabzon Vilayet Salnamesi 1879 – Cilt 11 s. 249 128 – 129 no’lu tablo)

 

                Yine de 1924 yılı itibariyle Livera köyünde yapılan kilise, şapel ve aile şapellerinin sayısı 45 tanedir. Bir kısmı da yayla ve mezralardadır. Dolayısıyla 50 rakamı doğru değildir.

 

                1578 – 1590 Yılları arasında ve 12 yıl süren Çıldır, Tiflis ve Meşaleler savaşlarını Sultan Murat değil, Özdemiroğlu Osman Paşa yapmış, Osmanlı Devleti sınırları Kafkaslara kadar uzamıştır. Safeviler ile antlaş-mayı Ferhat Paşa imzalamıştır. Bu sırada Padişah III. Murat idi (1546 – 1595), Kanuni’nin torunudur. Annesi de Nurbanu’dur. Yani Ayşe Gülbahar’ ın torunun torunudur.

 

Aslında,  bilinen üç tane Gülbahar Hatun vardır ve bunlar, zaman konusu dikkate alınmadan birbirleriyle Karıştırılmıştır. Birincisi, Fatih Sultan Mehmet’in hanımıdır. İkincisi, II. Bayezid’in hanımı ve Yavuz Selim’in annesidir. Üçüncüsü de IV. Murat’ın annesidir.

Trabzon’a şehzade vali annesi olarak gelirken, eşi II. Bayezid tarafından boşanmıştı. (Şevket 2001:113) belgede “tabe Serâh” yani “boşanmış” (Tarih ve Medeniyet, Lügat) ifadesi kullanılmıştır. Bu deyim, (ölenler için) “toprağı temiz olsun” anlamına da gelir. 

Yukarıda Cenabi ve Taşköprüzade Kemalettin Efendilerin yazdıklarını birleştirirsek Ayşe Gülbahar Hatun’un bir Türkmen beyi olan Alaüddevle’nin kızı olduğu ortaya çıkar. Çünkü Dulkadiroğulları Beyliği Timur’a karşı saldırılar yapmış ve Timur’un güçlü orduları karşısında Anadolu içlerine çekilmişti. Timur’un Anadolu’dan çekilmesi üzerine Türk beylikler de Osmanlı Devleti gibi yeniden toplanmaya ve eski sınırlarına yerleşmeye çalışmaktaydı. Dulkadiroğlu Beyliğinde ise kardeşler arasında çatışmalar yaşanmaktaydı. Osmanlı Devleti, Alaüddevle Bey’in tarafını tutarak, onu Dulkadiroğlu Beyi yapmıştır. Bu sebeple de iyi ilişkiler içindeydiler. Yani bu kişilerin yazdıkları birbirlerini tamamlamaktadır.

 

2- TARİHİ GÖREVİ

II. Bayezid 1469 ta Amasya Valisi iken Ayşe Sultan ile evlendi. 1470 te Yavuz Selim doğdu. Ayşe Sultan 11 yıl Amasya’da eşi ile kaldı. 1481 de II. Bayezid Sultan olunca Yavuz Selim de 1486 da Trabzon Valisi olarak Trabzon’a gelmiştir. Bir zaman sonra Ayşe Sultan da oğlunu ziyarete gelmek üzere gemi ile Trabzon’a doğru yola çıkar. Cafer Paşa’nın emrin-deki bir kafile ile gelirken, Trabzon yakınlarında bir fırtınaya tutuldukları rivayet edilir. Sığınacakları bir koy ararken, “bu fırtınadan kurtulursam, karaya çıkacağım yeri vakfedeceğim” dediği ile ilgili bir kayıt olmamakla birlikte gerçek olmalıdır. Çünkü daha sonra bu yeri vakıf ilan etmiştir. Büyüklüğü sebebi ile de buraya “Vakf-ı kebir” yani büyük vakıf denilmiştir. Gülbahar Hanım, kuruluş temelini attığı bu vakıf sebebi ile silik bir şahsiyet olmaktan çıkmış, Trabzon vilayeti için Sosyo ekonomik bir canlılığın da temelini atmıştır.

Ayşe Sultan’ın oğlu ile Trabzon’da geçirdiği yıllar, evliliğinden daha uzun olmuştur. Bu zaman içinde “Vakf-ı Sagir” yani küçük vakıf olarak Yomra’yı (günümüzdeki Şana’yı) da vakıf arazilerine katmıştır.

Çok sayıda köy, yayla ve dükkândan temin edilen gıda maddeleri ve paralar ile fakir, yetim, yolcu ve eğitim gören insana yardım edildiği gibi, Mekke, Medine ve Kudüs fakirlerine de “sürre alayları” aracılığı ile de hediyeler gönderilmekteydi.

Ayşe Gülbahar ya da Hatuniye vakfı, eğittiği imam ve hatipleri ihtiyaç duyulan yerlere göndermekteydi. Vakıf, bu görevini I. Dünya savaşının başladığı yıllara kadar devam ettirmiştir. Vakfın görevleri ile ilgili üç belge şöyledir. “Gülbahar Hatun Vakfı’ndan Mecitözü kazasının Sırçalı karyesi cami-i şerifi imamet ve hitabet cihetine vazife tahsisi hakkında. (Evkaf 9). “ (Tarih: 08/M /1328 (Hicrî) Dosya No: 194 Gömlek No: 93 Fon Kodu: ŞD.)

“Sultan Selim Han’ın validesi Gülbahar Sultan’ın vakfından Hatuniye camiinde şeyhülkuralık vazifesinin Müderris Hacı Hafız Osman’a tevcihi”. (Tarih: 08.L.1311 (Hicri) Dosya No: 9 Gömlek No: 31 Fon kodu: Y. PRK. A.)

“Evkaf varidat ve masarif defteri… Merhum Yavuz Sultan Selim’in validesi Ayşe Gülbahar Sultan’ın İstanbul’daki hamamı vakfı… Defterde yazılı diğer vakıfların hasılatı ve bunlardan sürre ile giden kapıcılara ve teber darlara (baltacı) verilen harcırahlar ve Mekke, Medine ve Kudüs fukarasına gönderilen sadakalar. (Darüssaade Ağası Cevher ve Haremeyn evkafı Müfettişi Ali Mühürleriyle, defterin baş tarafında III. Mehmet’in tuğrası vardır). (Tarih: Dosya No: Gömlek No 1195 Fon Kodu TS. MA. d).

Ayrıca, bu belgede II. Selim’in annesinin adının Ayşe Gülbahar olduğu da belirtilmiş olmaktadır.

Şakir Şevket, II. Mahmut döneminde gelirlerinin harcamalarından çok arttığını ve vakfın arazileri ile diğer gayrimenkul lerinin hazineye aktarıldığını, vakfa ise ihtiyaç duyduğu kadar paranın hazineden verildiğini kaydetmektedir. Bu durum vakıf yönetiminin başarılı çalışma ve yatırımlar yaptığı anlaşılmaktadır. Vakıf bu görevini 20. YY. kadar devam ettirmiştir. Ayşe Gülbahar Vakfına ait defterde “Naip Osman’ın ölümü ve küçük Zeyneddin de sinni rüşte vasıl olup ehliyeti tahakkuk etmiş olduğu şurayı evkafın 11. 10. 338 gün ve 1396 sayılı onaylı tayini mucibince Nısıf İmam-ı evvel ve sanilik ciheti adı geçen Hüseyin Zeynettin’e asaleten tevcih edilmiştir.” Yazının devamın da “Zeyneddin’nin istifası ile İmamlık Heyeti müşaveresinin 30.5.926 gün ve 1280 sayılı kararı Hafız Muharrem’e tevcih edilmiştir” denilmektedir. No 1611 Tes. K. 143 Nakil 139.   (VGM Defter 155, Sayfa 20, Sıra 129-139)

Bu ifadeden Trabzon Gülbahar Hatun vakfının camilerine imam ve hatip tayin olunması bir sınav sonucu yeterlilik ile yapıldığı anlaşılmak-tadır. Bu görevini Cumhuriyetin ilk yıllarında da devam ettirdi. Bunun müftülük ve diğer cami imam ve hatiplikleri için de yapıldığını biliyoruz. Bu sayede, bilgi birikimi ve mesleki donanımı olanların seçilmesi söz konusu olmaktadır. Yani “liyakat” ya da yeterlilik gibi, yönetim için en uygun sistem uygulanmış olmakta idi.

3- VAKIF (EĞİTİM) ANLAYIŞ

Vakıf, belli bir miktar mal ya da paranın, toplumun yararına kullanılması için ayrılmış olmasıdır. Türk milleti, vakıflar konusundaki hizmeti bakımından, diğer Müslüman milletleri çok geride bırakmıştır. Top yekûn kalkınma için iyi yol olarak seçilen sistemleştirilmesi, geliştirilip, yaygınlaştırılması da Türklerle başlamıştır.

Vakıf kuranların belli miktardaki para ya da mülkünü halkın hizmetine sunarken, çok zengin olmaları gerekmemiştir. Cami yaptıran ya da cami yaptırmak için para vakfedenler de oldu. Borç vermek için vakıf kuranlar da oldu. Fakirlere yardım eden, yetimleri evlendirenler daha zengin olanlardı.

Ayşe Sultan, yetişmesi sırasında ona kazandırılan yardım severlik duygusu sonucu olarak, birçok haseki ya da sultanın vakıflarından daha güçlü bir vakıf kurmuş, sadece oğlu I. Selim zamanında değil, daha sonra gelen Osmanlı Sultanları tarafından da korunmuştur. Maçka nahiyesinde 8 köy, birçok yaylanın geliri yanında, Trabzon’daki dükkânları, İstanbul’daki hamamın geliri, sadece Trabzon için harcanmadı.

Gülbahar Hatun Vakfının eğitime ağırlık verdiğini; sıbyan (ilkokul) mektebini yanında rüştiye (ortaokul) ve medrese de yaptırmış olmasın dan anlamak mümkündür. Ancak, medresenin daha sonra gelirleri artıkça yapıldığı anlaşılmaktadır. Başlangıçta Kur’an öğrenmek isteyenlerin yemek ve yatma ihtiyaçları karşılanmaktaydı.

Her durumda, okumayı ve eğitimli bir toplumun yetişmesine yarar iş yapmıştır. Vakıf anlayışı Türklerle gelişmiş ve çeşitlenmiştir.  

 

4- VAKIF VE GELİRLERİ;

Rumi 1251 tarih ve 1149 Sayılı Nüfus Defterinde Vakıf köyleri şunlardır. Bunların kaydı Vakf-ı Sagir yani Küçük vakıfta tutulmaktaydı.

1. Karye-i Mesariya, Ali Çelebi ber Vakf-ı Sagir. 77 Hane 201 erkek Müslim.

2. Karye-i Zumara der-Vakf-ı Sagir. 5 Hane 19 erkek Müslim.

3. Karye-i Ali ber Vakf-ı Sagir Guryeni ve Anbela ve Ohsa, Limli. 75 Hane 217 erkek Müslim.

4. Karye-i Anifa ber Vakf-ı Sagir ve Kalemen ve Munda. 96 ha 251 erkek Müslim.

5. Karye-i der Vakf-ı Sagir. (Gozari). 28 Hane 82 erkek Müslim.

6. Karye-i Hoskiras der Vakf-ı Sagir. 31 Hane 88 erkek Müslim.

7. Karye-i Hospalavrak Vakf-ı Sagir. 35 Hane 112 erkek Müslim.

8. Karye-i Küçük Samaruksa der Vakf-ı Sagir. 37 Hane 100 erkek Müslim.

9. Karye-i Samaruksa-i Kebir der Vakf-ı Sagir. 57 Hane 221 erkek Müslim. (Bu köy, daha Fatih Sultan Mehmet vakfının malı idi, daha sonra Gülbahar Hatun vakfına devredildi).

10. Karye-i Vakf-ı Kebir.

 

Bu köylerdeki Rum nüfusun sayısı, Müslüman nüfustan fazladır.

 

Bu köylerin yanı sıra Altındere vadisinin üst kısımlarında yer alan Mescid yaylaları, Mile, Arnastal yaylaları da Gülbahar Hatun vakfına aitti. Bu yaylalar aynı zamanda birer yaylalar topluluğudur. Mescid yaylası, adını Gülbahar Hatun mescidinin ihtiyaç duyduğu hayvan ürünlerini ürettiği için almıştır. Mile yaylası da birisi Üçgedik diğeri Yazlık köyünde olmakla birlikte çevresinde birkaç tane daha yayla ile birliktedir.

 

Hamam, dükkân, bedesten, değirmenleri ile tarla ve yaylaları, Giresun, Sivas, Fatsa, Trabzon’un içinde ve kazalarında vardır. Ayrıca İstanbul’da Sultan Bayezid Camii civarındaki yeni hamam (yıllık kirası 75.000 akçe) vardır. Fatsa’da han, dükkân ve arsaları olduğunu da “Tarih: Dosya no: Gömlek no: 13284 Fon kodu: EV. d.” Belgeden öğreniyoruz.

 

Sivas ve kazalarında arazileri olduğu “Gömlek No: 13316 Fon Kodu EV. d.” No’lu belgede belirtilmiştir.

 

Tayyib Gökbilgin Hoca’nın “16. YY. Başlarında Trabzon Livası ve Doğu Karadeniz Bölgesi” makalesinde verdiği bilgilere göre vakfın yıllık geliri 114,700.- akçedir. Bu makalede vakıf gelirleri sıralanırken 13 yerde hamam, bahçe, çayır, zeytinlik, yoncalık, 6 değirmen ve 124 dükkân ile İstanbul’da Sultan Bayezid camii yanındaki yeni hamam kiraları sayılmıştır.

Ayrıca Akçaabat, Maçka ve Yomra’da köyleri vardı. Vakfın Akçaabat’ta 21 köyde (1655 hane 80 Müslüman 1575 Hıristiyan) 1830 nefer 150.997 akçelik geliri vardı.

Maçka’da beş köyde 542 hane (40 Müslüman, 502 Hıristiyan) 634 nefer ile 56.507 akçelik geliri vardı. Daha sonraki yıllarda bu köylerin sayısı 8 oldu. Vakıf çok sayıda yayla ve araziye sahip oldu.

Yomra’da Hos (Hoç) köyünde ve 18 baştineden geliri vardı. Sonra ki yıllarda buralardaki mal varlığı artmıştır. (Gökbilgin, M. Tayyib. XVI. Yüzyıl Başlarında Trabzon Livası ve Doğu Karadeniz Bölgesi. Belleten). Bu makalede Vakf-ı kebir kazasının geliri yazılmamıştır.

Şakir Şevket, bu konuda “Müşarün ileyha (adı geçen Gülbahar Hatun) mezkûr imarette (adı geçen vakıfta) büyük bir cami-i şerif ve bir medrese ve bir imaret inşa ve Vakfıkebir kazası ile vakfısağir denilen yerlerin hâsılat-ı öşriyye (Aşar vergisiyle) vesâir varidatını (diğer gelirlerini) ve Maçka nahiyesinin yukarı taraflarında ve Mescid yaylakları denilmekde 32 kıt’a yaylağın yağ ve mahsûlâtını medresede ve cami-i şerifte…” demiştir.         

Vakıf yönetimi aşağıdaki sözleşmede görüldüğü gibi vakıf arazi ve yaylalarını kiraya vererek tarım ürünü ve nakit gelir elde etmekteydi. Yine aşağıdaki mahkeme kararı (îlâm) örneğinde görüleceği gibi vakıf yayla ve arazilerini çevre köy ve ilçelerdeki çiftçilerin saldırılarından korumak üzere ferman (padişah kararı) ve mahkemeye başvurmaktaydı.

 

Tanzimat fermanı ile Ayşe Gülbahar Hatun vakfının mallarına devlet el koydu ve vakfın giderleri Mal Sandığından karşılanmaya başlamıştır. Şakir Şevket, bununla ilgili olarak “Tanzimat’tan sonra hâsılât ve vâridât-ı merkumenin mikdârı hudûd-u vakfiyesini birkaç kat tecâvüz eylemiş olması cihetle, bunlar câbib-i Beytü’lmâle kaldırılarak…” (Şevket 2001:113)  demektedir.

 

 

                Muhasebe defteri: Yavuz Sultan Selim'in validesi Ayşe Gülbahar Sultan'ın Trabzon'da vaki ve Hatuniye denilmekle maruf evkafının hamamlar, dükkanlar icaresinden, Trabzon'daki boyahane, muhtelif karyeler mukataaları, değirmenler ve Samsun, Rize kasabalarındaki boyahaneler ve bad-i heva mukataaları, çayır ve Trabzon vilayetindeki miri değirmenler ve zeytin ağaçları ve mukataa-i zeminleri, öşürler, bazı haneler icare-i zemini ve müteferrik mallardan mütevellit varidatı ve medrese, imaret, cami hademesi, hafızlar, cüz hanlar, tesbih çekenler, mektep hademesi, imaret hademesi, evkaf zabitleri, zevaid-haran vazifelerine, matbah levazımına ve tamirata sarf edilen paralar. (Darüssaade Ağası Osman ve Evkaf Müfettişi Mehmet mühür ve imzaları vardır) a.g.tt.

(Tarih: Dosya No: Gömlek No:1763 Fon Kodu: TS.MA.d)

 

                Bu yazıda, Gülbahar vakfının gelirleri hamamlar, dükkân kira- larından, boyahane, köyler, değirmenler, ceza ve geçici vergiler, çayırlar, değirmenler, zeytinlikler, küçük yerleşim yerlerinin gelirleri, aşar vergileri, bazı evlerin kiraları, çeşitli malların gelirlerinden meydana gelmekteydi.

5- OSMANLI TARİHİNDEKİ ETKİSİ

Vakfın sosyal ve ekonomik faydaları dikkate alındığında, fakirliği ortadan kaldırmak, eğitim seviyesini yükseltmek, yetim ve kimsesizleri korumak, ihtiyaçlarını karşılamak, evlenmek çağında olanları evlendirmek gibi görevler yaptığı görülmektedir. Bu da sosyal eşitliği sağlamak olarak yorumlanır.

Ayşe Gülbahar Vakfı aşağıdaki belgeden anlaşılacağı gibi Gülbahar Sultan Camiine imam ve hatip atama görevini 1931 yılına kadar yani Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. “Zühtü’nün istifasile açılan hatiplik, heyet-i müşarunun 10. 11. 931 gün ve 689 sayılı kararı, makamın 10. 11. 931 tarihli onayı ile İmam Muharrem’e tevhiden tevcih edilmiştir. No 1769, Tes. K. 143. Nakil 139.”

 

6 - ONUN ADINA YAPILAN ESERLER

İstanbul’da yaptırdığı hamamın dışında bütün yatırımları (han, hamam, değirmen, dükkân zeytinlik, çayırlık ve yoncalık) Trabzon Vilayeti içinde yapılmıştır. Gülbahar Hatun Mahallesi, onun adına yapılmıştır.  Bu mahalledeki Hatuniye cami-i, İmaret (yemek dağıtılan yer),  Sıbyan mektebi (ilkokul), fırın, ahır, mutfak, yemekhane (daru’z-ziyafe) Kur’an öğrenen, hafızlık için çalışanlar için odalar, şadırvan vardı. Rize’deki Gülbahar Hatun Camii de vakıf tarafından yapılmıştır. (Belge yazısı üstte yazıldı).

Bu yatırımlar, oğlu II. Selim ya da Hatuniye Vakfı yönetimi tarafından yapılmıştır. Osmanlı devletinin Evkaf Nezareti (Vakıflar Bakanlığı) de bütün vakıfları olduğu gibi, Hatuniye İmaret Vakfını denetlemiş, gelişmesi için yol gösterici çalışmalar yapmıştır.

Kâtip Çelebi, yapılan eserler için; “…meşhedi (mezarı) kurbünde (yanında) bir camii güzin bina olunmuşdur. Bir medrese ve daru’z-ziyafe (yemekhane) ve bir matbah (mutfak) ve bir fırın ve misafirun içün ıstabl (ahır) ve fukara ve talebe-i uluma ba’de-l fecr ve ba’de’z zuhr ta’amm-ı mu’ayyenleri (Sabah ve öğleden sonra verilen yemek) vardır. Ve Sıbyan içün bir mektep (ilkokul) ve anlara ta’am (yemek) ve vazife tahsis ettirmiştir” demiştir.

 

Vakfın Rüştiye ve Medrese okulları da vardı. Osmanlı devletinin bütün kurumlarında olduğu gibi, vakfa ait Medresedeki bozulmayı da aşağıdaki ifadeden öğrenmek mümkündür.  Mehmet Ali Ayni Efendi’nin hatıratı olan “İntikad ve Mülahazalar” adlı kitabın son sahifesinin son paragrafında “… Öyle ki Müderris efendilerin çoğu yazı yazmak kudretinden (becerisinden) mahrumdular. Bu, başka nerede görülmüş ğaribeyedir (garibelik, şaşılacak durumdur). Başında koca sarık, mükemmel bir müderris, okur fakat yazı yazamaz.”

 

“Trabzon’da bulunduğum vakit, Sultan Selim’in validesi Gül-bahar Sultan Medresesini ıslah itmekle (düzenlemeye) bizzat çalıştığım sırada, mantık dersi alan efendileri, mantık kelimesini bile doğru yazmaktan aciz bulmuştum. Bu gün bile o medreselerde büyük bir tahavvül vukua geldiğine şüpheliyim. Binaenaleyh gayet vasî mahsulü hayal değil, hakikaten ve ihtiyaca muvafık ve kabil-i tatbik bir programla ahalimizi okutturmağa fevkalade çalışmalıyız”. 1338.

 

Görüldüğü gibi, medrese hocaları, yazıp bir şey üretemiyor. Sadece başkalarının yazdıklarını okumaktaydılar. Öğrencilerine de yazı yazarak bilgi üretmeyi öğretememekteydiler. Tıpkı Of medreseleri gibi okuyorlar ama konuşamıyorlardı.

 

Ayşe Gülbahar adına yapılan bir anıt eser de türbesidir. Sekiz köşeli olarak yapılmış olan bu bina ayet ve hadislerle süslenmiştir. Kapısındaki kitabenin sonra mısraında ebcet hesabı ile ölüm tarihi yazılıdır. Türbe, 1631 de Kazak saldırısında ve 1916 yılındaki Rus saldırısında tahrip edildi. Ruslar, mezarı açıp kemikleri incelemişler. 1950 yıllarında dönemin valisi de çevre düzenlemesi yapıp orada diğer mezarların çoğunu kaldırdı, mermer lahitleri kırdırdı.

 

                Yavuz Sultan Selim, annesi adına Espiye’de bir tekke yaptırmıştır. Bu konu da bir makale hazırlamış olan Prof. Naci Yüngül, Arkeolog (Sonra Prof.) Haşim Karbuz’un yaptığı araştırma ile gördüğü tekke şeyhlerinin son varislerindeki belgelerden bahsetmektedir. O belgelere göre tekke; I. Kanuni devrinden kalma bir vakfiyedir.  II. İki şeyh ile bir zaviyedâra ait mezar şâhideleri vardır,  III. 1913 yılından kalma tekke zâviyedârlığı ve gaile mutasarrıflığı ile iki berat vardır. Belgede türbeyi yaptıranın Kasım Halife oğlu Abdullah (Hacı Halife) olduğu yazıyorsa da bunu vakıf yönetim kurulu tarafından Abdullah’a tekke yapılması için yetki vererek yaptırılmıştır.

7- DİĞER SULTAN KADINLARDAN FARKI

Oğlunun sultan oluşunu göremediği için “valide sultan” olamadı. Böylece onun diğer bazı valide sultanlar gibi sarayı hatta eşini ve oğlunu istediği gibi yönetmesi söz konusu olmadı. Harem içinde padişah anneleri ya da eşleri ile çekişme içine de girmedi.

Onun servet biriktirmek gibi bir düşüncesi ve yaptırımı da olmadı. Her şeyini vakfına ayırdı. Ancak, oğlunun ve torununun padişah olması sonucu korundu ve vakfın yönetim kurulu yeni gelir kaynakları temin etmek için devamlı yatırım yaptı. Bu sayede de genişledi, gelişti.

 

Zaman içinde padişahlar tarafından korunması sonucu (vakıf yönetiminin üstün gayretleri ile de) gelirleri arttı ve gelirleri çok arttığı için Sultan II. Mahmut döneminde mal varlığı hazineye aktarıldı. Harcamaları için hazineden belli bir miktar para verilmeye başlanılmıştır. Daha sonra tarla ve diğer mal varlığı satıldı. Günümüzde Gülbahar Hatun Vakfının bazı tarlalarını alanların elinde bununla ilgili tapu senetleri vardır.

 

Ayşe Gülbahar Hatun vakfının malı iken bilgisizlik sonucu Samaruksa-i Kebir (YEŞİLYURT ) köyünde caminin yanındaki arazi önce köy tüzel kişiliğine yazıldı. Günümüzde ise Belediyenin kullanımına kalmış tır.  

Bu durumda onun asıl farklılığı, Müslüman bir Türk kızı (Alâüddevle Dulkadir Beyi Bozkurt Beyin kızı) olmasındadır.

SONUÇ

Samsun’dan Artvin’e kadar sahil boyunca uzanan (bir ara Batum ile birlikte) Trabzon Vilayetinde en büyük ve etkili olan vakıftır.

Ayşe Sultan, yetişmesi sırasında ona kazandırılan yardım severlik duygusu sonucu olarak, birçok haseki ya da sultanın vakıflarından daha güçlü bir vakıf kurmuş, sadece oğlu I. Selim zamanında değil, daha sonra gelen Osmanlı Sultanları tarafından da korunmuştur. Maçka nahiyesinde 8 köy, birçok yaylanın geliri yanında, Trabzon’daki dükkânları, İstanbul’daki hamamın geliri, sadece Trabzon için harcanmadı.

Aşağıdaki vakıf belgeleri, Yavuz Sultan Selim annesinin Ayşe Gülbahar Sultan (bir Türk kızı) olduğuna işaret etmek için yeterli olacağına inanıyorum.

Vakıf belgelerinde; 148 yerde Gülbahar Sultan ya da Gülbahar Hatun olarak kayıtlıdır. Ör. “Hesap defteri: Hâsılatı Haremeyn fukarasına tahsis edilen evkaftan Yavuz Sultan Selim'in validesi Gülbahar Sultan'ın İstanbul'da vaki hamamı”, (Fon Kodu: S. MA. d Gömlek No: 9167 0002 Tarih:  1001 Z 29) .

                140 belgede “Hatuniye” ya da “Hatuniye Gülbahar Sultan” olarak geçer. “Trabzon ve tevabiinde bulunan Hatuniye Gülbahar Sultan Evkafı”, (Fon Kodu: EV. d... Gömlek No: 23347 Tarih: 1291 L 02) ve “Trabzon'da bulunan Hatuniye Vakfı'nın varidat, masarıfat ve vezaifinin muhasebe defteri. a.g.tt.” (Tarih:     Dosya No:           Gömlek No:21907 Fon Kodu: D..HMH.GLBHd... )

 

                8 Adet belgede de “Ayşe Gülbahar Sultan” olarak geçer. “Hesap defteri: Hâsılatı Haremeyn fukarasına tahsis edilen evkaftan Yavuz Sultan Selim'in validesi Gülbahar Sultan'ın İstanbul'da vaki hamamı…” (Fon Kodu: TS. MA. d                 Gömlek No 9167 0002 Tarih 1001 Z 29).

 

                Günümüzde, (geçmişte olduğu gibi) Ayşe Gülbahar Sultan vakfının malları ve arazileri yağmalanmaktadır. Bunları araştırmayanlar, sadece vakıf camilerini araştırmakla yetinmektedirler. Onlara göre önemsenecek tek şey, camilerdir.

                Eğitim de geçmişte olduğu gibi taklitçi bir anlayışla ele alınmak-ta ve öğrenmenin millete has özellikleri unutulmaktadır.

               

KAYNAKLAR

01 -  (http://www. marasforum.com/showthread.php?t=7283

02 – Şakir Şevket, Trabzon Tarihi. Haz. Hacıfettahoğlu İsmail, Trabzon Belediyesi             Kültür Yayınları Atlas Yayıncılık İst. 2001.

03 – Öztuna, Yılmaz. Büyük Türkiye Tarihi. İstanbul Ötüken Yayınevi. Cilt 3          1983:189

04 - M. Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Türk Tarih Kurumu        1985 s. 21, 22, 23, 24.)

05 – Sezer, Çiğdem. Makale

06 – Çev. Dinçer, Fehmi. Nevşehir Salnamesi

07 – UZUN, Enver. Panaret’in Trabzon Tarihi 2004 Eser Ofset Trabzon s. 79

08 – Trabzon Vilayet Salnamesi 1879 – Cilt 11 s. 249 128 – 129 no’lu tablo

09 – Tarih: 08/M /1328 (Hicrî) Dosya No: 194 Gömlek No: 93 Fon Kodu: ŞD.

10 – Tarih: 08.L.1311 (Hicri) Dosya No: 9 Gömlek No: 31 Fon kodu: Y. PRK. A.

11 – Tarih: Dosya No: Gömlek No 1195 Fon Kodu TS. MA. d

12 – Gökbilgin, M. Tayyib. XVI. Yüzyıl Başlarında Trabzon Livası ve Doğu               Karadeniz Bölgesi. Belleten

13 – Tarih: Dosya no: Gömlek no: 13284 Fon kodu: EV. d.

14 – Tarih: Dosya No: Gömlek No: 13316 Fon Kodu EV. d.

15 – Tarih: Dosya No: Gömlek No:1763 Fon Kodu: TS.MA.d

16 – VGM DEFTER 155, sayfa 20, sıra 129 – 139

17 – Mehmet Ali Ayni Efendi, İntikad ve Mülahazalar, Osmanlıca hatırat.

18 – Fon Kodu: S. MA. d Gömlek No: 9167 0002 Tarih:  1001 Z 29

19 – Tarih:           Dosya No:           Gömlek No: 21907         Fon Kodu: D..HMH.GLBHd

20 – Fon Kodu: TS. MA. d            Gömlek No 9167 0002 Tarih 1001 Z 29

21 – Kantarcı, İsmail. Durmuş, Adnan. Tarih ve Kültürü ile Yazlık Köyü Maçka     Eser Ofset Trabzon 2013.

22 – Yungül, Naci. Prof. Espiye’de Gülbahar Hatun Tekkesi Vakfına ait Vesika-  ların Değerlendirilmesi

23 – Halaçoğlu, Yusuf. Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar. Ank. 2009

 

 

                               EKLER

1 – Sözleşme örneği.

2 – Ayşe Gülbahar Hatun Vakfiyesinin koyunlarının yaylağı olan Mile yaylası na ait olan ferman.

3 – Ayşe Gülbahar Sultan vakfına bağlı köylerin Müslüman Türk nüfus defteri

 

 

 

AYŞE GÜLBAHAR HATUN VAKFINA BAĞLI MAÇKA KÖYLERİ (1149 No’lu Nüfus Defterinden alındı)

A – Karye-i Ali ber-Vakf-ı Sagîr Tabi-i Kaza-i Trabzon /Müslim

                1. Livera> YAZLIK

                2. Limli> KAYNARCA

                3. Anbela>ESİROĞLU

                4. Oksa/Ohsa>DURALI

                5. Guryeni> ÖĞÜTLÜ

                6. İzaksa> SAKIZLI

                7. Nohazena> SAKIZLI

B – Karye-i Guzari der- Vakf-ı Sagîr Tabi-i Trabzon / Müslim

                8. Guzari>HIZARLI ve GAYRETLİ

 

                C – Hatuniye Vakfına Dâhil olan Akçaabat Köyleri

                               1. Akçaabat Kordil (Akçakale ile Mersin arası)

                              

                D – Hatuniye Vakfına Dâhil olan Vakfıkebir Köyleri

                               1. Uspurlu (Güney Köyü)

                               2. Kılida ve Bodanlı (Güneysu Köyü)

                               3. Kerason (Kirazlık Köyü)

 

                E – Hatuniye Vakfına Dâhil olan Beşikdüzü Köyleri

                               1. Yavabolu (Çeşmeönü ve Adacık) Beşikdüzü

                               2. Akkelise > Akkese Beşikdüzü

                               3. Sadakalı > Seyit Ahmet

                               4. Erza > Yemhura

                               5. Kızılağaç (Ağaçlı Köyü)

                               6. Hodala (Bayır Köyü)

                               7. Fol pazarı

                               8. Vardallı

 

                F – Hatuniye Vakfına Dâhil olan Çarşıbaşı Köyleri

                               1. Oğuz

 

                G – Hatuniye Vakfına Dâhil Olan Vakf-ı Sagir Köyleri

                               1. Hos Mesolos,

                               2. Samaruksa-i Kebir >Yeşilyurt (önceden Fatih vakfı)