ARICILIK İLE MAKRONLAR...

ARICILIK İLE MAKRONLAR...

ARICILIK İLE MAKRONLAR...

ARICILIK İLE MAKRONLAR YA DA DOĞU KARADENİZ HALKLARININ TARİHİ ARASINDAKİ İLİŞKİ
Adnan Durmuş. 21. 11. 2014
Hayvancılık, ilk insandan bu tarafa zirai üretimin vazgeçilmez bir kolu olarak yapıla gelmektedir. İnsanlardan önce yaratılan ve insanların hizmetine verilmiş olarak hayvancılık iş kolları arasında arıcılık ta vardır. Arıcılık ise işlevi bakımından farklılıklar arz eder. Arıcılığın bu farklılıklarını şöyle sıralayabiliriz.
Arı, özel bir besin maddesi üretir. Bal, temel ve tam bir besin olarak bütün canlıların arzuladığı bir besindir. Onu özel yapan, içinde bulunan protein (çok sayıda aminoasidi ile birlikte), karbonhidrat, vitamin, mineraller ile vücudun direncini artırması, ihtiyaç duyulan besin maddelerini karşılamasıdır. Ayrıca arının ürettiği gıdalar, ana arı için farklı (ana arı sütü gibi), işçi arı larvaları için farklıdır. 
Arı, balı özel bir biçimde üretir. Binlerce uçuş yaparak topladığı, bal özü, polen, propoli, mineral maddeleri, midesinde bal olarak üretip, petek gözlerine doldurur. Bu özel çalışmayı diğer kanatlılar, yapamazlar. 
Arı, sadece bal değil, ana arı sütü, polen, propoli de üretir ki bunlar da insanlar başta olmak üzere bütün canlıların sağlığı için çok önemlidir.
Arı, bu çalışmasını yaparken, birçok özelliği olan uygun barınma şartlarını arar. Ondan uzun yıllar verim alacak olan insan, bu şartları sağlamak zorundadır. Korunma, belirli bir ısının sağlanması, temizlik, verimin hasat edilmesi gibi işlemlerin öğrenilmesi, uygulanması belli bir bilgi seviyesi ile tecrübeyi gerekli kılar. Konuyu biraz açıklamak için belirtmek gerekir ki arıcılıkta tecrübe bilgi birikiminden önce gelir. Günümüz şartlarında bile arıcılık yapmak isteyenler, tecrübeli bir arıcının yanında birkaç sezon bulunmak zorundadır.  Bu birlikte çalışmanın sonunda, herkes farklı bilgi ve tecrübeler kazanırlar.
Arının korunduğu, bal ve yavru üreterek neslinin devamını sağladığı kovan ve kovan yapımı da yüzyılların (özellikle eski çağlarda) tecrübesi sonucu kazanılmıştır. Eski çağların insanından, günümüzdeki gibi modern kovanların yapılması beklenemezdi. O halde yaptıkları kovanlar, ya sepet (örme) kovan ya da ağaç kütüklerinden yapılmış (oyma) kovan olacaklardı. Sepet gibi örme kovanların içini değil de dışının çamur ya da tezek ile sıvanması, örme işinin de belli bir ustalıkla yapılması gereklidir. Kütük kovanların yapılması da ayrı bir ustalık ve aleti gerektirir. Her iki kovan çeşidin de de iç temizlik, rüzgâr ve soğuktan korunmuş olmak, haşerelerin barınmaması esastır. 
Arıcılığın, MÖ ki binli yıllarda yapılabilmesi konusunda bize fikir vereceği diğer bir husus, arıcılık yapan bu insanların yerleşik olduklarıdır. Yani gezginci arıcılık yapamayacakları için en fazla yaylalar ile köyler arasında bir alanda yarı göçebe olmaktan öteye gidemeyecekleridir. Arıcılık yapacak kadar önemli bir zirai bilgi ve tecrübeye sahip bu insanların, avcılık ve toplayıcılık ile uğraştıkları da söylenemez. Hatta bu insanlar, yurtlarında kaç–göç ya da yağmalanacakları korkusunu yaşamadan köylerini kurmuş olmalıdır. Tarla ve hayvanları yağmalansa da arıcılık ürünleri ile bir müddet yaşamalarına devam edebilmiş olmaları mümkündür.
Bu açıklamaya şunun için ihtiyaç duyulmuştur.Arıcılık yapan eski çağ insanları, arıcılık konusunu birkaç yüz yıl içinde öğrenmiş, tecrübe kazanmışlardır. Hem de Avrupa’da yaşayanların öğrenemediği bir zirai iş kolunu yapmışlardır. Buradan şu sonucu çıkarmak mümkündür. Anadolu insanı, medeniyet yolunda, Avrupa’da yaşayanlardan daha ileriydi.  Ortadoğu’da sulama kanalları ve çok katlı binalar yapılmışken, Avrupa’da yaşayanların bunlardan haberi yoktu.
MÖ 400 yılında Trabzon civarında kovan ve balı ilk defa gören Yunanlılar, Maçka dağlarında (alışkın olmadıkları balı yedikleri için) baygın düştü, ishal oldu, ayakta duramaz hale geldiler ve dört gün sonra kendilerine gelebildiler. Trabzon’da da aynı tür balı yedikleri için baygın düştü ve zindana atıldılar. (Ksenophon, Anabasis VIII - 143).
Arıcılık, toprağı sürmek ya da hayvan yetiştirmeye hiç benzemeyen bir tarım iş kolu olarak Karadeniz insanı tarafından bilindiği gibi, Ortadoğu ve Mısır’da yaşayan milletler tarafından bilinmiş olması, önemli bir farklılıktır. Bu farklılıklar, sosyal ilişkilerin şeklini değilse de yönünü belirtmiş olmalıdır. Sünnet gibi (HerodotII-CIV) arıcılık ve bunun gibi kültür benzerlikleri, yörede yaşayan insanların tarihi bakımından bilgi vermiş olmalıdır. Bu ilişki, savaş ya da komşuluk (evlilik, ticaret gibi) ilişkisi olarak sosyal hayatın hızla değişmesini sağlamıştır. MÖ 2000 yıllarında firavun mezarlarındaki kaplarda bal kalıntısı tespit edildiğinden hareketle, doğu bal üretimi yapmış olan Karadeniz halkının tarihinin de (araştırma yapılmış olmamakla birlikte) MÖ 2000 hatta daha gerilere gitmediğinin söylenemeyeceği inancındayım. Silahların yapısı ve savaş tekniklerindeki gelişmeler, bu tarihi derinlik konusunda bize bir fikir veriyor olmalıdır. 
Sonuç olarak, Doğu Karadeniz Bölgesine (tarihi bilinmeyen dönemde) altın postu aramaya gelen Yunanlıların, MÖ 750 de İskitlerin(Herodot I-CIV), MÖ 520 de Perslerin, (Herodot IV – XLVI) MÖ 400 de Yunanlıların (Ksenophon Anabasis VIII – 143) geldiği zamanda da yörede hayvancılık ve tarım yapan, maden işleyen yöre insanın varlığından hareket ile yörede yerleşim MÖ 2000 li yıllara uzandığını söylemek hayalcilik olmayacaktır. 
Ayrıca MÖ 1050 yılında yapıldığı söylenilen (Trabzon Vilayet Salnamesi 1903 s. 259) Truva Savaşına (Anadolu ittifakı gereği olarak) “Lazların” yardım ettiği belirtilmiştir.
    Bu konuda ayet meali;“Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine ev edin.”
“Sonra meyveleri ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yayılma) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.”(Nahl 16 / 68 ve 69).
Deli bal diye nitelendirilen bal, doğu Karadeniz dağlarında üretilir. Ancak, Ksenophon un gördüğü Makronlar (Sanlar ya da Sanların bir alt soyu Maçka’nın güneyinde, günümüzde de Makron/Makren olarak bilinen yerdeydi.
    Buradan çıkaracağımız bir başka bilgi de şudur. Eğer Trabzon Şehri’nin kuruluşunu Helenler (Yunanlılar) yapmış olsaydı, şüphesiz bal ve arıcılık konusunu bilmeleri gerekliydi. Yunanlılar bal ve arıyı bilmezler. Bal yerine “tatlı” yerine geçen “Meli” arı yerine de “tatlı sıvıyı yapan” anlamındaki “melisa” kelimelerini söylerler. Yöredeki bazı silah çeşitlerinden (sagaris gibi) de haberleri yoktur.
Kaynaklar
1. Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) Ksenophon çev. Tanju Gökçöl Sosyal yay. İst. 1984.
2. Herodotos Tarih Çev. Furkan Akderin Alfa Yay. İst. 2006.
3. Trabzon Vilayet Salnamesi 1876 haz. Kudret Emiroğlu Ankara 1995.