ABDÜLHAMİD “KIZIL SULTAN” MI ?

ABDÜLHAMİD “KIZIL SULTAN” MI ?

Abdülhamid “Kızıl Sultan” mı, İttihatçılar “Hürriyet Kahramanı” mı?

Turgut Özal ilkokulda okurken ders kitabında Sultan II. Abdülhamid için “Kızıl Sultan” diye yazıldığını, bunu dedesine okuduğunu, Sultan Hamid dönemini görmüş olan dedesi ise bu bilgilerin külliyen yalan olduğunu söylemiş. Özal dedesine “kitaptan daha mı iyi bileceksin!” diye tepki göstermiş.

Daha sonraki hayatında, yurtiçinde ve yurtdışında okuduğu kaynakların da etkisiyle dedesinin haklı olduğunu anlamış.

“1908’den 1918’e kadar koskoca imparatorluğu bozuk para gibi harcamış İttihatçılar ‘Hürriyet Kahramanı’, neredeyse tek bir karış toprak kaybetmemiş Sultan Abdülhamid ‘Kızıl Sultan’, öyle mi?” diye tepki gösteriyor rahmetli Özal, konuşmasında. Ve dinleyiciler onu alkışlıyor.

Daha bir gün önce bir fizik profesörü komşumla yürüyüş yaptık. O da tarih konularına çok meraklı. Bu merakını gidermek için özellikle ve yalnızca Necip Fazıl Kısakürek, Kadir Mısıroğlu ve Mustafa Armağan’ın yazdıklarını okumuş, videolarını seyretmiş.

O da bana “Atatürk İngilizlerle anlaşmış, Türkiye Cumhuriyetini öyle kurmuş diyorlar, doğru mu?” diye soruyor. Bu söylemin arkasında, aslında bir Kurtuluş Savaşının olmadığı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkeyi İngilizlere sattığı ithamı var.

Bu sıraladığım üç örnek gibi ve bunun çok daha fazlasını gündelik hayatımızda, siyaset veya kültür hayatımızda etkili olan kişilerden de günlük olarak duyuyoruz.

İşin aslına bakacak olursanız, Sultan Abdülhamid, Jön Türkler konusunda veya Kurtuluş Savaşı konusunda o kadar çok yazılmış bilimsel eser var ki burada bir açıklama yapmaya bile gerek yok.

Ama sözünü ettiğim arkadaşların bu bilimsel literatürü okuma imkanı yok. Okumaya kalksalar ya anlamazlar, ya da sıkılarak ikinci sayfaya geçmeden bırakırlar. Ya bir siyasetçiden, ya da bir şairden veya popüler tarihçiden okudukları yalan yanlış bilgilerle donatılmış zihinleri.

Ben burada bu bilimsel literatürü özetleyerek ve arkadaşlarımın da anlayacağı kısalıkta ve sadelikte görüşlerimi yazmak istiyorum.

Sultan Abdülhamid “Kızıl Sultan” değildir. Tersine İmparatorluğu kurtarmak için olağanüstü bir gayret göstermiştir. Büyük reformlar yapmış, önemli askeri ve sivil okullar açmış, İmparatorluğun ayakta kalması için olağanüstü derecede diplomasiye önem vermiştir.

Sultan Abdülhamid döneminde bir karış bile toprak kaybedilmedi iddiası büyük bir yalandır. Sultan Hamid döneminde yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonunda Edirne dışındaki Balkan toprakları kaybedilmiş, İngiltere’nin araya girmesiyle birlikte kaybedilen toprakların bir kısmı tekrar reform yapma şartıyla Osmanlı’ya bırakılmıştır. Sultan Abdülhamid döneminde kaybedilen topraklar Romanya’nın Karadeniz Bölgesi (Dobruca), Bulgaristan’ın neredeyse tamamı, Sırbistan’ın Niş ve güney bölgesi, Karadağ’ın yarısı, Yunanistan’ın Tesalya bölgesi, Kars, Ardahan, Batum, Artvin gibi bölgeler; ayrıca Sırbistan, Romanya ve Karadağ bağımsızlık ilan etmiştir. İngiltere Mısır ve Kıbrıs’ı almıştır. Girit’ten Osmanlı ordusu çekilmiş, Makedonya diye adlandırılan bölgede özel bir yönetim oluşturulmak zorunda kalınmıştır.

93 Harbine Sultan Abdülhamid girmek istemiyordu, Mithat Paşa onu savaşa girmeye zorladı söylemi de Mithat Paşa’ya iftiradır. Savaş kararının verildiği zaman Mithat Paşa çoktan azledilmiş ve İstanbul’dan uzaklaştırılmıştı. Sadrazam; padişahın kendi atadığı ve güvendiği bir bürokrattı ve padişaha “Eğer savaşa girmezsen, korktu derler, biraderin Sultan Murad’ı tekrar başa geçirmeye çalışırlar” mealinde telkinlerde bulunuyordu. Dışişleri Bakanı Safvet Paşa’nın muhalefetine rağmen büyük güçlere rest çekilerek savaşa girilmiştir. Özetle savaşa girme iradesi ve sorumluluğu doğrudan Sultan’a aittir. Başka seçeneği var mıydı, ayrıca tartışılması gereken bir sorudur.

İttihatçılar 1908’de anayasanın ilanı, mebuslar meclisinin açılması, çok partili sistemin kurulmasını sağlamaları nedeniyle “hürriyet” kahramanlarıdır. İmparatorluktan Cumhuriyete geçişte hem yapmış oldukları reformlar, hem de Kurtuluş Savaşını örgütleyecek insan potansiyelinin yetişmesinde büyük katkıları vardır. Hepsi Sultan Abdülhamid gibi vatanperverdir ve bu uğurda canlarını vermekten çekinmemişlerdir. Çoğunluğu şehit olarak ölmüştür.

Birinci Dünya Savaşına girişte tüm hükümet sorumluluğunun İttihatçılarda olduğu doğrudur. İmparatorluğun varlığını ve birliğini koruma konusunda başarılı olamadıkları, kalan Balkan toprakları ve Arap coğrafyasının kaybedilmesinin onların zamanında gerçekleştiği doğrudur. Bununla birlikte, Birinci Dünya Savaşına girmemek gibi bir seçeneklerinin olup olmadığı ayrıca tartışılması gereken bir konudur.

Mustafa Kemal ve ekibi tam bağımsızlıkçı bir hareket başlatmışlardır. İngilizlerle değil SSCB ile iyi ilişkiler kurarak İngilizlere (ve onların öne sürdüğü Yunan ordusuna) karşı büyük bir savaş vermişlerdir. Ülkede kontrolü sağlamak ve işgalcileri milli sınırlardan çıkarmak konusunda tavizsiz ve oldukça sert bir politika izlemişlerdir. Sonuçta başarılı olmuşlardır. Bu başarı onlara kimse tarafından hediye edilmemiştir. Hem içerdeki muhalefeti hem de dışardaki düşmanlarını eze eze bu başarıyı elde etmişlerdir. Elbette ki kurduğu rejim ve daha sonra takip ettiği siyaset dönem dönem değerlendirilip tartışılabilir. İslami hassasiyetleri olduğunu iddia eden kimselerin Mustafa Kemal’e bu kadar kolay iftira atmaması beklenir. Çünkü iftira İslam’ın en büyük yasaklarındandır.

Son olarak, Abdülhamidci, İttihatçı tartışması günümüze kadar devam etmiştir. Özellikle iktidar-muhalefet rekabetinde söylem olarak önemli bir işleve sahiptir. Bu nedenle tarihçiler ne yazarsa yazsın, hangi eserleri ve belgeleri ortaya koyarlarsa koysunlar, siyasi ajandası olanların söylemi değişmeyecektir.

Çünkü tarih siyasi söylemin araçlarından biridir. Seçmeni mobilize eder ve oy davranışını etkiler. Bu nedenle hangi söylem daha etkili olacaksa o söylem tercih edilmektedir.

En etkili söylemler de siyah ve beyaz zıtlığını veren söylemlerdir. Maalesef…